Pages

25 Şubat 2017

2 Masal Parkı

Pedagoglar çocuklara bir şeyler öğretmenin en iyi yolunun örnekleme ile olduğunu ya da bir model yaratmaktan geçtiğini söylüyor. Bunun en iyi araçlarından biri olan masallar yardımı ile çocuklar, doğruyu yanlışı, iyi ve kötüyü mesajlarla örülü olay örgüsünden öğrenirler diyorlar...

Halbuki tüm bu ayrımlara en çok ihtiyaç duyan bizleriz... "Eşek kadar kadın oldun hala mı masal okuyorsun!" diyenleriniz de çıkacak, aman azıcık durun. Şu minik masalı bir okuyun yazının sonun da görüşürüz:)




Güneş ve Rüzgar


Bir gün Rüzgar, Güneş'le konuşuyormuş.

- Vuuuvvv ben senden daha güçlüyüm.
- Öyle mi, demiş Güneş.
-Elbette, demiş Rüzgar. Bunu sana göstereceğim.Bak, şu aşağıda ki yaşlı adamı görüyor musun?

Güneş eğilip bakmış.
-Görüyorum, diye cevap vermiş.
Rüzgar gururla:
- Gör bak! Onun ceketini çıkaracağım, demiş.
Güneş:
- Peki o zaman, demiş. Haydi dene bakalım.

Sonra bulutların arkasına çekilmiş.Merakla rüzgarı izlemeye başlamış.

Rüzgar bütün şiddetiyle esmiş. O estikçe yaşlı adam üşümüş. Üşüdükçe paltosuna sarılmış da sarılmış. Rüzgar buna öfkelenmiş.Daha şiddetli esmiş. Bu kez adam paltosunu daha sıkı tutmuş. O ne kadar şiddetli estiyse, adam da paltosuna o kadar çok sarılmış. Çünkü çok üşüyormuş.

Rüzgar sonunda pes etmiş. Bu kez sıra Güneş'e gelmiş. Güneş bulutların arasından çıkmış. Yaşlı adama sıcacık gülümsemiş. Yeryüzünü iyice ısıtmış.

Adam pek sevinmiş. Yeryüzü ısındıkça adam da ısınmış. O da gülümsemeye başlamış.

- Artık paltoya ihtiyacım kalmadı, diye düşünmüş ve paltosunu çıkarmış. Güneş, rüzgara dönerek:

- Gördün mü, demiş. Nazik olanlar, zorbalardan her zaman daha güçlüdür.



Tüm masal boyunca aslında tek bir cümle arıyoruz. Esasen tüm tez yazım süreçleri araştırma kitaplarının özün de yatan da bu: aranan şey o kalın puntolarla yazılı tek bir cümle de saklı.

İzlediğiniz yöntemlerle olmuyorsa belki de yöntemi değiştirmek gerekiyordur...Neden olmasın?

Şimdi masal sevmeyenler, hala sevmemekte ısrarcı mısınız? Mitoloji?
Evet hala masal okuyorum, hatta seslendirip sevdiğim insanlara yolluyorum!Tavsiye ederim siz de deneyin! 

Bu da şarkı:





Not:Neden yazıyorsun dedi geçenler de gelen maillerden birinde biri. İyi hikayelerim olduğu için ya da çok iyi bir anlatıcı olduğumu düşündüğüm için değil. Ukala ve çok bildiğim için ise hiç değil. Öğrenmeye çalıştıklarımı ve eksik hissettiklerimi tamamlamak için yazıyorum ya da tamamlanmak...

Not2: Meraklısına bura da alıntıladığım masal Timaş yayınlarından çıkan "Masal Parkı" kitabın da geçmektedir.

24 Şubat 2017

2 Pusulasız Kalmak

Tam tamına 926 sayfa, kaynakça bölümünü çıkarırsak 904 sayfa eder... Neden mi bahsediyorum tabii ki Cereyanlar kitabından.Kulisler de kitabın kıymetli yazarının uzun uğraşlar vererek bir çalışmanın üzerin de yoğunlaştığı konuşuluyordu. Kitap çıkar çıkmaz sipariş verildi. kargom gelir gelmez de incelenmeye başlandı.Ama okunmadı. Uzun uzun düşündüğüm bir türlü işin içinden çıkamadığım haftalar da yazılara şöyle bir göz attıkça olmayan aklım iyice eksildi. Tevafuk diyelim tez hocam tam da kitapla iniltili bir dersi yıllar sonra yeniden vermeye başladı. Tez konum hala yok. Bravo bana!

Şuan iyi bir tez yazabileceğime olan inancım sıfıra yakın.İnsan okudukça zihni nasıl boşalır? Mümkün mü böyle bir şey? Belki yanlış alan da debeleniyorum... Az çalışıyorum. Kararsızım. Ayrıca duygusal ve şaşkınım. Kararsız olduğumu söylemiş miydim? Tembel yeteneksiz ve panikli olduğumu da şuan buraya yazmak zorundayım. Neyse en azından dürüst sayılırım.

Geçen gün ders arasında Çatı'da kahve içmeye gittik. kalkarken yanlışlıkla yan masaya hafifçe çarpma gafletine düştüm(!) o sırada acayip derece yüksek desibelli bir çığlık duymamla aniden dönmem bir oldu. Karşım da duran bir kadın tahmini 37-40 yaşlarında- hoca olduğunu sanmıyorum okutman belki memur ya da doktora öğrencisi- inanılmaz sinirli ve beni neredeyse boğacak kadar öfkeli! O kadar yüksek sesle çığlık atmasının sebebini merak ettiniz tabi, hayır üzerine bir şey dökülmedi yine bilemediniz telefonuna da bir şey olmadı, yalnızca hanımefendinin çayı azıcık masaya sıçramış. 

Hemen çantama davrandım saf salak bir insan olduğum için de özür diliyorum bir yandan. Hanımefendinin tepkisi oldukça ilginç:

" Ben hayatta o çayı içemem! Gidip bana yeni çay al!"

Hayır şaka değil. Tam olarak bunları söyledi. Ben tabii önce kısa süreli bir şaşkınlık yaşadım saf saf 
" ama masanıza azıcık sıçraması dışında hiç bir sıkıntı yok ki..." diyiverdim. Hanımefendi daha da sinirlendi ve yeni çay istediğini söyledi.

Tabi ki gidip alıp masasına bıraktım. Tüm bunlar olurken yanımda ki arkadaşlar da şok olmuş durumdalardı. Biri "iyi yaptın nezaket sen de kalsın" derken öteki "ben olsam hayatta almam çayını da yere dökerdim" dedi=)

Aslında şaşırdığım durum hanımefendinin çay istemesi değil. İsteyebilir ama geçen sefer yazdığım yazı da olduğu gibi üslup problemi asıl mesele.

Ama sanırım toplumsal olarak bunlardan çok daha mühim problemlerimiz var: akıl sağlığımızı yitirmek ve değerlerimizi koruyamamak gibi...

Filan...

...

Bu sıra çok hüzünçlü dingin karamsar ve akılsızım.Etrafımda ki insanlar olaylara insanlara her türlü duruma karşı çok iyimser yaklaştığımı adeta Polyanna zırvasında gezindiğimi söylüyor. Halbuki kendim mevzu bahis olunca her zaman kötümser karamsar ve en kötüyü düşünmem gerekiyormuş gibi! Ne Tuhaf, insanlara hatta tüm canlılara sarf ettiğim merhametin milyonda birini kendime  saklasam ya...

Fakat yine de ruhumu zora sokan durumlar için net bir sınır da durabiliyorum artık.Kısaca Kübler- Ross modelinin son aşamasındayım. Demiştim size tüm sebebi o ne idiği belirsiz saç rengindendi. Yeniden koyu renk saçlarıma döndüğüme göre naif ve mesafeli halime dönebilirim! Sanırım o halim çok daha akıllıydı. Ama işin aslı çok sevdiğiniz bir insanın hayatınız da hangi sıfat ile var olduğunun hiç bir önemi yokmuş. Aslolan var olmasıymış...

Keşke herkes böyle düşünebilse... Ama yok illa bir kalıp bir sıfat şart. Bir ruhu sevmek paylaşımda bulunmak için etiketlemeye ne kadar meraklısınız! 

Ay bi dakkaa bi dakkaa

Durumdan çok alakasız olarak dans etmeyi çok sevdiğim bir şarkıyı buraya ekliyorum.

Belki siz de seversiniz dememe gerek yok zaten biliyorsunuz bu şarkıyı ve efsane filmi!

Dirty Dancing filminin unutulmaz sahnesinde ki Patrick Swayze şarkısı benden hem onun için hem de hepiniz için gelsin!

Mutlu hafta sonları herkes!






21 Şubat 2017

0 Coco Hanım Diyeceksiniz!

Selam Herkes!

Geçenler de Zuzu gördüğü bir ilanı benimle paylaştıktan sonra, ilanın sahibine mail atarak bilgi talebinde bulundum.Kendisi hem tanımadığım hem de resmi bir münasebet ile ulaştığım bir şahsiyet olunca takdir edersiniz ki sizli bizli bir üslup takındım. Ertesi gün aldığım cevap maili karşısında ise dumura uğradım. Lakayıt, senli benli vıcık vıcık bir üslup üstelik talep ettiğim bilgileri de mail de vermekten aciz kalmış...

Lisanstayken çok sevdiğim bir hocam, "sakın iş ortamında kendinize tuhaf sıfatlar ile seslenilmesine izin vermeyin. Kobi vb ufak kuruluşlar da size bir bakıver kızım vs tarzı yaklaşan insanlara tavrınız hep net ve keskin olsun." demişti. Bu söze katılmamak mümkün mü?

Yahu sen kimsin ki benimle laubali şekilde konuşuyorsun bre adam!Bu saygısızlık sırf kadın olmamdan mı mütevellit yoksa bilgi talep eden konum da olmamdan mı kaynaklanıyor bilemiyorum sebebi her ne olursa olsun kullanılacak üslup çok çok çok mühim... Şuna da açıklı getirelim "Kibarlık Budalası" profili de istenilen bir durum olmadığı gibi ben de bunu kast etmiyorum zaten.Sadece ilk kez tanıştığınız bir insana üstelik mail yoluyla, " selam nabersss" ayarında hitap etmeyin diyorum.Ya da edin, siz bilirsiniz.

Böyle tavırlara çok sinirleniyorum....


KHK'lar ile ihraç edilen akademisyenlere yenileri eklenirken "acaba hocalarımız gidecek mi, tezler dersler yarım mı kalacak, şimdi ne olacak?" endişeleri bu denli üşüşmüşken zihinlere, çocukluk aşkım Fizik'e mi dönüş yapsam diye düşünmüyor değilim... En azından yayınlarımı "ulan başıma bir iş açılır mı acaba" diye düşünmeden yayımlayabilirim...

Tabi ki bu pikçır Nasa'nın eşsiz çalışmalarını bize sunduğu şu adresten alındı: https://apod.nasa.gov/apod/ap170217.html

Gök fotoğraflarına bakınca her şey hem çok bi çok mümkün hem de pek bir mümkünsüz görünmüyor mu?Her şey nasıl da muazzam ve yerli yerinde, bir ışıktan gözünüzü alamadan diğer yansımalara hayran kalıyorsunuz. Çocukken her ay Remzi kitap evine gidip aldığım kocaman renkli kapaklı en kaliteli kağıtlara basılmış bilim dergilerini unutamıyorum. En sevdiklerim tabi ki gök bilimi üzerine olanlardı hatta bir sayısında tüm takım yıldızlarını ve özelliklerini tek tek anlatıyordu...Hey gidi.

Şimdi de "New Scientist" dergisini takiplemeye çalışıyorum. İlham verici! Meraklısına derginin internet adresini de şuraya konduralım: https://www.newscientist.com/

Havaların ısınmıyor oluşu, keyifsizlik, uzun süredir yoga yapmıyor oluşum, bir de üzerine yalnız yaşama olayları derken hayat giderek daha da eğlenceli bir hal almaya başladı. Doktora için yurt dışı seçeneğini çoğu kez görmezden gelsem de belki de benim için en doğru olanı budur. Netice de arkamda bıraktığım hiç kimse olmayacak. Belki de bu hayatın kıyak geçme biçimidir. Evet evet öyledir!


Kafam kadar kitaplara gömülmek için son çağrı, hadi ben kaçtım, siz de benim için bu şarkıyı dinleyin ve bana güzel enerjiler yollayın, şu sıra çok ihtiyacım var çünkü.





0 Gecenin Melodisi


Az uyumak çocukluktan.

Çok sevdiklerinize çok sevdiklerime en çok sevdiğime çok çok çok sevilesi bir şarkı:


20 Şubat 2017

0 Yeni Yepyeni

Her şey geçen yıl Nisan ayında şu yazım da bahsettiğim gibi saçlarımı boyatmam ile başladı. Tüm karmaşanın sebebini saçlarımı yüklediğime göre ya kısacık kestirmeli ya da-ki daha makul olan çözüm buydu- eski haline döndürmeliydim.

Geçen yıl Kuaförüm Emrah " canısı hala çocuk gibisin sen ya şu saçlarına ben artık el atıyorum sen sus karışma" dedikten 5 saat sonra Jenifer havalarına girmiştim...

Evet evet her şeyin sorumlusu bu her yeri başka renk olan saçlarım! Yersen...


Aynı an da hem pizza yemek isteyip bir yandan içli köfte yuvarlamak tam o anda çikolata şelalesine ağzımı dayamak tam da aynı anda kocaman italyan Makarnası yemek isterken bir an da iştahım kaçmış gibi.Özetle hem çok şey yazıyor hem de hiç bir şey üret-e-miyorum. Sanırım kısa bir ara tatilde olmamdan mütevellit yazdığım her şeyin rengi pek bir kırmızı pembe renkler de gidip gelmeye başladı. Türkçesi yazmaya başladığım da sadece onun için yazıyor hale geldim... Ne komik hiç okumayacağını bile bile yazmak...Belki ben de Kafka gibi ben öldükten sonra yakın diye vasiyet ederim!

Yaşadığımız her şeyin karşımıza çıkan her faninin bize bir şeyler öğretmek için gönderildiğini düşünmüşümdür hep. Şu an neyi öğreniyorum acaba diye sordum kendi kendime... Sanırım eskisi kadar keskin olmamayı öğreniyorum... bu iyidir bu da kötü diyebilecek kadar masum olmadığımı görmek belki de budur tüm sebebi yorgunluğumun ve hatta kendime olan yabancılık sürecimin...Bilemiyorum Altan...

Yeni yepyeni bir dönem yarın güzel ODTÜ'm de başlayacak ve yoğunluk yine beni iyi edecek tek kür olacak...

Benden biraz ağır bir yeni hafta şarkısı hepinize gelsin.

Geçtiğimiz hafta yaşamını yitiren efsane jazz sanatçısı Alwin Lopez'den geliyor:





10 Şubat 2017

0 Nasıl Bulacağız?

No Blues grubunun albümlerini- tüm şahane albümleri bulamadığım gibi yine bir klasik olarak- hiç bir müzik markette bulamıyorum!

Bir yerde rastladınız mı?Rastlarsanız ya bana da haber edin ya da  benim için de alın bir tane!

Benden yine onun için geliyor:



Not: o hep aradığımız aşkı öldüren bir türlü durduramadığınız pragmatik yan da gizli.şii sakin gönül modernize olmak zorunda değil! Di mi?

9 Şubat 2017

0 La Vie En Rose

Şarkıyı bilmeyen yoktur muhakkak lakin benim için bu şarkı güzeller güzeli Audrey ile özdeşleşmiş bir melodiydi.Tabii ki 1954 Billy Wilder imzalı-kendisi 7 oscarlı bir acaip adam- "Sabrina" filminden bahsediyorum.(1995 yılında Sydney Pollack tarafından ikinci kez çekilen halini tercih etmeyeceğimi tahmin edersiniz!)

Ne zaman kafam karışsa, hiç bir şey mümkün değilmiş gibi görünse bir de onu özleyince bu filmi izliyorum.


audrey hepburn dean martin sabrina ile ilgili görsel sonucu

En akılda kalan sahnelerden birinde Audrey Hepburn'un kaleme aldığı satırlarda geçen şu sözleri çok seviyorum:

"Saat çok geç ve karşı da biri La vie en Rose şarkısını çalıyor.Şarkının adı Fransızca dünyaya pembe gözlüklerle bakıyorum demek.Tam hislerimi yansıtıyor.Çok şey öğrendim.Sadece güzel soslar ve yemekler pişirmeyi değil çok daha önemli bir tarif.Gerektiği şekilde yaşamasını, bu dünyanın bir parçası olarak yaşamayı kenar da durup izlememeyi öğrendim.

Ve artık hiç bir zaman hayattan kaçmayacağım ve aşktan da..."

İşte o sahne:



not: gelgitli zihnim malumunuz kendi kendine küser barışır alınır unutur.Kesinlikle deliyim.Evet.

5 Şubat 2017

0 "Verilmemiş Mektuplarım-2-"

"Odaya çevik adımlarla her girişinde sana aşık olup olmadığımı söyleyip söylemeyeceğimi-şayet söyleme eylemine girişecek olursam- nasıl ne şekilde cevap vermenin daha uygun olacağını düşündüğünü hissediyorum.

Ama korkun da hataya düşüyorsun-ki bilirim hata yapmaktan nefret edersin-

Seni her görüşümün ardından sana dokunmak için bir bedene yüzünü görmek için gözlere ruhunun fısıltılarını işitmek için kulaklara ihtiyacım olmadığını öğretiyorsun bana... Ruhunu sevmek için beni sevmene ihtiyacım olmadığı gibi... Olmadık zamanlar da aklına geldiğimi hissettirdiğin de beni hiç üzmediğini, sana her nasıl oluyorsa hiç kızamadığımı fark ettim. O kadar çok şey fark ediyorum ki bilsen,  mesela ellerim buz kesiyormuş sana dokunacak gibi olduğunda...

Bir de yalnızlık meselesi var... Ruhumun sana sarıldığı günden başlayarak şuana akan, varlığımın her sebebini sen de bulduğum, kendime yenilip sana yenilmemek için ayak dirediğim hiç bir anın ertesinde veyahut öncesinde hatta içinde, şu kısa sayılabilecek ömrüm de ilk defa olmak şartıyla yalnız hissetmiyorum...

Fakat hissettiğim yegane duygu kıskançlık oluveriyor istemeden ah evet utanarak bu kıskançlık beni ele geçiriyor... O akşam üstü kokusu dağ reyhanlarını anımsatan boynuna saplanan soğuk havayı ne çok kıskandım! Ellerinin değdiği kitaplar var bir de... Seni bilmeden sevmek mi daha gerçek olurdu, yoksa ezberlemek mi tüm adımlarını...

Senin için okuduğum masallar var gizli saklı kayıtlar... Ben de merak ediyorum dinleyecek misin bir gün?

Duyacak mısın ruhumun sevdasını?

İzin ver söyleyeyim, hiç bir ruh   sevemez böyle, sevmesin!Ölümsüz hissediyorum gözlerin de çocuklaşınca, aman kimse bilmesin..."


 Çok çok çok çok bi çok melodi taa İran'dan geliyor:




Ne güzel söylüyor Hayedeh " Suskunlukta gözlerimiz hikayeler ve fısıltılarla dolu, ben seni gözün mihrabının cazibesinde görmeyi seviyorum, ben seni tenden ve benden daha yüce seviyorum."




4 Şubat 2017

0 Hafta Sonu Şarkısı



Şu korkunç soğuk havalar bitse, sonra şöyle bir konsere gitsek?

Benden -şubat ayının ruhuna uygun olarak- tüm çok özleyenlere gelsin!


0 Sevdiğim Şiir Söylesin


Minik bir yeni nesil şiir Kemal Hamamcıoğlu'nun kaleminden çıkma:

"seninle karda yürüdük haberin yok.
müziği son ses açıp, ağaçlı yol bitmeden - iyi ki dedin.. ben sana, bas gaza! geç uyuyup, en geç biz uyandık. kahvaltıları unutacak kadar çok seviştik.. ben çok güzel severim, yerli yersiz gözlerinden öperim. sen bilme, görme, es geç.. başkası ol. o olmamaya inat et.. bir yerlerde iyi ki diyen bir sen.. mutlu günleri hak eden bir ben var.. iyi ki.."


Bu da Şarkı:


3 Şubat 2017

0 Flash TV Kafası


Hayırlı Cumalar Sevgili Dostlar

Geçtiğimiz günler de uzun süre sonra beni sinemaya götürmeyi başaran film La La Land'in ardından pür romantizm, Hollywood zırvası ve leziz müzikler ile bir süre kendime gelememiştim. Ta kiii Youtube'da karşıma çıkan çok acayip videolara kadar.

Flash TV efsanesi her geyiğe muhakkak meze olur: Perihan Savaş hanımefendinin aniden beliren suretiyle ekranların vazgeçilmezi olan Gerçek Kesit'de sarı bıyıklı abimizin her bölümde içimizi titrettiği olaylar örgüsünden,  Yalçın Çakır abimizin radikal televizyonculuğuna, eşi benzeri olmayan Ana Haber bültenlerinden, Bugün Esra Erol'u ve evlilik programlarını bizlere armağan eden akıllara zarar yayıncılık anlayışı unutulur cinsten değil hakikaten de. Bu onulmaz çıtayı kıskanan diğer TV kanalları bugün evlilik programı adı altında şahane bir çeşitlilik sunuyorlar güzide izleyiciye...

Mesela şöyle bir şey varmış: 



İnsanı en derin yerinden yakalayan subliminal mesajlar içeren eşsiz görsel showlarla bezeli bu eşsiz besteye diyecek söz bulamıyorum.Bu zamana kadar nasıl olur da gözümden kaçar!

Bakın bu insanlar hep mutlu , sürekli bir hareketlilik, atraksiyon hali. sonra vay efendim depresyondayım. Siz yaratıyorsunuz canım depresyonu. Var mı depresyonun kırıntısı şu zarif narin hanımefendi de?

Bundan sonra hayatı bu kafa da yaşamaya karar verdim.Benim için adeta Ferrarisini satan Bilge etkisi yarattı. Ben gidip kremimi süreyim!Raka raka!

Muhteşem bir şarkı benden sizin için geliyor:


1 Şubat 2017

0 Sevdiğim Kitap Söylesin


Selam Herkes!

Yoğun bir Pazartesinin ardından, okulda ki işlerimi halletmeyi bugün itibari ile başardım! Artık tez hocam belli- şu hep değindiğim birikimine insanlığına hayranlık duyduğum hocam- tez konum kesinleşmemiş olsa da sınırlar çizildi.Büyük rahatlama!

Bu haftanın gündemi benim için "saygı" eksenin de odaklandı. Geçtiğimiz günler de aile dostlarımızdan birinin evinde yemeğe davetli idik. Ev sahibesi eski mankenlerden eşi de emeritus bir akademik olunca akşamın çok keyifli geçeceğini düşünmüştüm.

Ama öyle olmadı.

Önce masa da neden iktisat değil de siyaset bilimi seçtiğime dair emekli hoca tarafından sorgulandım. Kendisi sınıf öğretmenliği yaparken büyük bir azim örneği göstererek doktora yapıp sınıf öğretmenliği alanında üniversitede Prof. ünvanını kazanmış bir büyüğüm. Üslubum herzaman ki ben-samimiyetsiz değil lakin mesafeli ve saygıda kusur etmemek için her türlü inceliğe odaklı- lakin karşımda ki üslup tümüyle küçümseyici bir hal aldı.

En son " siyaset bir bilim değil, iktisat dururken saçma sapan bir şeye yönelmek hiç mantıklı değil.Biraz para odaklı düşünmen gerekirdi." minvalinde uzayıp giden öğütlerden ne kadar rahatsız olduğumu tahmin edersiniz.

Saygı kavramı bir şahsa bir mevkiye veyahut yaşa odaklı olmamalı. Bakın evinize misafirliğe gelmiş yeniyetme bir akademi heveslisine "rezil birşey okuduğunu, ve bunun bilim değil zırva" olduğunu söylerseniz bu bir eleştiri olmaktan ziyade saygısızlık olur. Pek tabi nezaketimi bozmadan dinlemek ile yetindim.

Ardından ikinci eleştiri atağı ev sahibesinden geldi. Fazla nazik ve hassas olduğum için insanların beni kolayca ezebileceklerini fazla saygılı davranmamam gerektiğini öğütlemeye başladı.
Bu nokta da eşinin kırdığı potu düzeltmek amacı ile bunu söylemiş olabileceğine inanarak "haklısınız." dedim

Akşam eve dönüş yolunda sessizdim söylenenleri düşündüm. Şayet bahsettikleri kadar "saygı" odaklı biri olmasaydım bu sefer de ne kadar saygısız olduğumdan, uçarı tavırlarımdan dem vurulacaktı bilhassa zamane gençlerinin her türlü kavramı nasıl da içi boş bir çuvala dönüştürdüklerine kadar uzayacaktı konu!

Gülünce neden güldün, laubalisin
ciddi olsan, somurtkansın huysuz mesafeli samimiyetsiz...

hep söyleyecek eleştirecek ne çok şeyiniz var...

Peki umurumuzda olmalı mı?

Hayır! 

Eskiden bunu söyleyebileceğime inanmazdım.İnsanların ne düşündüklerini o kadar mühim bulurdum ki, kendi düşüncelerim zannederdim. Zamanla yalnızca kıymet verdiğim insanların fikirlerini önemsemem gerektiğini öğrendim.



Nasıl olmasını istiyorsanız öyle olsun.

Sanırım asıl mesele karanlık yanlarınızla, eksik ve rezil taraflarınızla barışabilmekte. 

.....


Mavi Tüy kitabını bilir misiniz? Sevdiklerimdendir.

Söyleyemediklerinizi sevdiğiniz kitap, film, müzik, resim söylesin!





Kitaptan ufak alıntılar sizin için eklendi. Belki merak edip okursunuz diye!

"Sınırlarını tartış, onların gerçekten senin olduğundan emin ol."

"Olası geleceklere başını çevirme onlardan öğrenecek bir şeyin olmadığından emin olmadan."

"Fikrini değiştirmekte ve farklı bir gelecek ya da farklı bir geçmiş seçmekte her zaman özgürsün."

"En iyi öğrettiğin şey en çok öğrenmen gereken şeydir."

"İlk günah Olan'ı sınırlamaktır. Yapma."

"Yaşamının her olayı ve bütün insanları sen onları oraya çektiğin için oradadırlar.Onlarla ne yapacağın sana kalmış bir şeydir."



Mutlu haftalar herkes!

Bu da şarkı: