Pages

27 Ocak 2017

0 Pardon Bayım!

Bayım büyük oynadınız
kulelerden düşmek nedir ki?
Everesti bilir misiniz?
Paraşütsüz atlamayı sevdiğimi düşünmediniz mi?

Sizce de çok sıkıcı olmadık mı?
Çok da umursuyor gibi?
Sesler mi dediniz hangisi?
Biz ne zaman aynı yerde durduk ki?

Bayım bakın bu ayna
Kendinize geliniz!
Size söyleyecekleri mi merak eder gibisiniz!

Ne bu afra tafra?
Beni kazıyınca hiç bir şey kalmadı
bakın gemilerin altında bulutlar da renkler de
şiirler benim
saçlarım benim
kokusunu siz çalamazsınız, sakın yeltenmeyin
Pahalı parfümlerin cakası geçmez,
Bunu da böyle bilin!

Bayım bakın bu sizin için çok hararetli
Uyarılarımı duymak istemezsiniz
Sözlerimi duymazdan gelirsiniz
Hepsine bir bahane de üretir misiniz?

Bayım bakın bu elleriniz
bu dudaklarınız bu da gözleriniz sizin

Bayım bakın bunlar ellerim
bu dudaklarım bu da gözlerim, alın sizin

Bayım bu gökyüzü, bu gece, bu mey
ve bu kalem hep eksilten beni
Siz de duyuyor musunuz?
Fısıldayan perileri?

aşk aşk aşk aşk bu....

Bayım, kabullenin aşk bu.



0 Eski Zamanlar da Gibi

Tüm derdim buydu bir eski zaman sevdası yaratmak...
Nolur git desem olmaz
Hiç gitme demeye hakkım yok
Konuşmak yasak
susmak yasak
bakmak yasak
yanyana olmak yasak
yazmak yasak
dokunmak yasak
hayaller yasak

Ben sadece sevmek istiyorum
O da mı yasak?


0 Sevmem Grileri



There’s a battle outside and it is ragin’ / It’ll soon shake your windows and rattle your walls / For the times they are a-changin',
Bob Dylan


Saat beşi geçtikten sonra çalışanların akşam servisleri irili ufaklı birbirinin ardına dizilirdi.Tam o vakit anneannem bir elinde pilav kepçesi “Kaç araba kaldı kuzum, Sayıyor musun kaç da kaldın haydi yeniden başla” der ben biraz heyecanlı biraz kafası karışık anneannemin koskoca pencereli evinden yola bakar geçen her bir arabayı nefesimin yettiğince saymaya başlardım.

Sayılar, arabalardan önce tükenir yirmi beşten otuz yediye bir anda geçilirdi.Yanlış saydığımı bilirdim.Ne anneannem ne ben oyunu bozmaz tüm arabaları saymışım gibi sevinirdik.
Servis araçları biter, anneannem pilavın altını söndürür gelir yanımdaki divana kurulur, “dün öğrettiğim duayı hatırlıyor musun?” diye sorduğunda hiç ikiletmez öğrendiklerimi sıralardım.En sevdiğim an, o ellerimi sıkı sıkı tutup “ Aferin sana, hep adil ol, kötülüğe kötülük ile asla karşılık verme.” derken kafamı sabun, yeni pişmiş yemek, kolonyağı kokan boynuna götürmekti.Anneannem hep böyle kokardı…

Beni o yetiştirdiği için mi bilmem, hep güçlü bir kadın olmam gerektiğini söyledim kendime  zihnimde yankılanan anneannemin sesiyle. Ellerimi onun gibi sıkı sıkı tutan birini hiç aramadım, biri tutsun istedim mi ondan da emin değilim aslında…Ben sadece Grileri hiç sevmedim, varla yok arası duygulara ilişkilere yenilmemeyi öğrendim.İşte bugün durup bana bütün bunları hatırlatan, ellerimi tutkunluk ile yoksunluk arasında arafa sürükleyen hisler…

Ogün onu hiç karşılaşmayı beklemediğim bir yerde ve hiç görmek istemeyeceğim biriyle gördüğümde güçlü olmam gereken anın en zayıf hissettiğim o an da gizli olduğunu fark ettim. Tutku duyduğum bir ruh bana tutku duymak mecburiyetinde değildi ve ben de durumun şahaneliğini tam da burada buluyor, beklentisiz saflığın aklıma ruhuma kalbime zehir zehir işlemesine aldırmıyordum. Ta ki o ana kadar…


Hikayelerime ilham olan ruhumun çatlaklarına aradığım ucuz bir yara bandı değildi, tümüyle evrene yayılan yıldızlardan içime akan sihirde gizliydi… Ruhuna sevdalandığım ilk adam, boynunda çocukluğumun özlemlerini sunan, ellerime dokunmakta ürken gözlerimden yüreğime akan gözyaşlarımın sevinçten yağmasını sağlayan o güzel ruh... Belki de yalnızca görmek istediğim replika bir resimden ibaretti...


Vapurlara gideceğim birazdan, martılar üşüşecek dizlerimin dibine lokmaları çekiştirecekler birbirlerinin ağızlarından bu kez dalgalara sadece kızgınlığımı bağıracağım coşsun durmasınlar!

Sana söylemiştim, sevmem grileri...



24 Ocak 2017

2 Lüzumsuz Anlar da Gelen Gülme İsteği

Selam Herkes!

Geçen haftanın yoğun ve gergin gündemini olabildiğince geri de bırakıp yeni haftaya başladııııım. Madem kafamı toparlamaya başladım geçenlerde yaptığım reziiliği unutmadan şuraya yazayım dedim.

Malumunuz final dönemi,paperlar ve sunumlar haricinde girmek gereken mühim sınavlar da vardı. Bu sınavlardan biri zaman zaman kendisinden isim vermeden yazılarımda bahsettiğim hocanın sınavıydı. Kendisi seçmiş olduğumuz sunum konumuz dışında 3 farklı filozof üzerine karşılaştırmalı bir paper istedi. Ne bilsin ölmüş filozofları kendisinin evine çay kahve içmeye çağıran bir hikaye yazacağımı!Hem sınavda yazılır mı acaba bçle bişi diye düşünüyorum hem gülüyorum ama inatla da yazamya devam ediyorum.

Bu sırada benim lüzumsuz gülme seansım korkutucu bir hal aldı, insanlar dönüp dönüp bakıyor asistan iyi misin diyor! Allahım aklıma kötü şeyler getiriyorum olmuyor, kalıcaksın bak kes sesini diyorum yok sinirim bozulmuş galiba. En sonunda güç bela kendimi susturmayı başardım. Eblek eblek sırıtmamın sebebi tabii ki çok alakasız şekilde aklıma gelen imgeler muhabbetler kişiler...

Bakın bu başıma hep geliyor Ve rezil oluyorum kazık kadar kadın oldum hala kıs kıs orada kendi kendine gülen bir tip.!


Hayatta karakterinde düzeltmek için en çok hangi huyun üzerine çalıştın diye sorsalar, duygularımı belli etmemek üzerine derim.Sinirli miyim şak yüzümden okunur(ki pek sinirli biri değilimdir.) üzgün müyüm küt anlaşıldı kafam da bir şey var muhakkak sus pus haldeyim gene anlaşıldı. Birini sevmediğim hemen anlaşılır,  gıcık olsam anlaşılır! Çok utanıyorum artık bu hallerimden hala şeker kız Candy izleyen 12 yaşında ki halimle hayata devam ediyorum!

                                                  ...........

Bu hafta yıllardır her türlü salaklığıma tanıklık eden über aşık über de yakışan bir çift ile birlikteydim.Sidar'ımız Hero'muz artık asker!Malum askerlik muhabbeti olunca uzun süreli de bir ilişki söz konusuysa hemen muhabbet şuna dönüşüyor:" ne zaman evlendiriyoruz sizi?"

Zavallı Özgem artık nasıl bezdiyse canhıraş topu bana attı "Sen bizi bırak da biz seni ne zaman mutlu görücez, bir gün de karşımıza "o mutlu olsun ben olmasam da olur" repliğiyle gelme artık!"



Son yıllarda en çok duyduğum cümle bu: neden yalnızsın anlatsana biraz?!

Bir kadının yalnızlığı tercih ediyor oluşu toplumsal olarak bir türlü algılanamıyor.Bir kadın yalnızsa kesin bir arızası vardır onlara göre... Hele bir de güzel ve yalnızsa ya ruh hastasıdır ya da rezalet bir karakteri vardır.

Hayır canlarım hayır...

İnsanlar bilinçli olarak bir ilişkiye dahil olmamayı tercih edebilirler Ve bu onların mutsuz olduğu anlamına gelmez. Tam tersi sırf hayatımda biri olsun yalnız kalmayayım mantığıyla sıradan bir şeyler yaşamayacak kadar güçlü  ve kendi kendilerine yetebilen insanlardır bunlar.
Belki de çok derin duyguların insanıdırlar kim bilir...


                                              ..............


İnternet alemi Tom Hardy'nin yeni dizisi Taboo ile çalkalanıyormuş! Tom Hardy hayranı olmasam da fragmanlar merak uyandırdı bir kaç bölümüne bakmaya karar verdim. Meraklısına fragmanını da şuraya konduralım:




Ne okuyorsun şu sıra beybisi? derseniz hala Proust külliyatı ile cebelleşiyorum derim. Yanında başka şeyler de var ama bitirmeden buralara eklemek hoşuma gitmiyor.

Yeni hikaye gelmeyecek mi diye soranlar olmuş mail atıp, gelecek sadece ilham bulmayalı uzun süre oldu. Ondan mahrum kalınca sözcelerimin de duyguları eksik kalıyor o sebeple biraz daha beklemek lazım.

Bu da benden  onun için gelsin:






16 Ocak 2017

2 Bir Hobi Biçimi Olarak Başvuru Yapmak



Evet ciddi ciddi böyle bir hobi edindim. Seni almayacağını bildiğin okullara başvur başvurmadan evvel anneannemin nüfus cüzdanı babamın gençlik fotoğrafları annemin doğum belgeleri hariç herşeyin istendiği belgeleri hazırla, aa sonra bi dakka bi dakka nasıl?o pozisyon zaten kimin alıncağı belli olan bir poziyon muymuş?Nasıl yani şimdi biz niye başvurduk ozaman?üşenmedim sordum:


Madem bir şahıs için özel olarak açıldı bu kadro, ne demeye duyuru yapıp insnaların hayalleriyle mastürbasyon yapıyorsunuz ?


Cevap trajik: ÖSYM kadro ilanı istiyor!




İşte o an içimdentüm sabırla başlayan esmaaları çekiyorum:Ya Havle diyerek durumu daha net anlıyorum. Doktoralı işsiz olabilirim. Hakikaten var böyle bir şey.Üstelik çalıştığım alan pratik alanda bana para kazandırabilecek bir alan olmadığı için seçeneklerimde sınırlı. Bir aralar mandıra filozofu adı altında bir tipleme gündemdeydi. Sanırım olurda doktora tezimi yazmayı başarırsam sonum mahalledeki teyzelere Karl Marx, Zizek, Weber, Habermass anlatmak olucak


Valla bu şehirden gidip garson olmayı düşünüyorum bir sahil kasabasında sıradan bir cafede.


Bildiniz bugün çok umutsuz ve mutsuzum. İnsan böyle zamanlarda kendine de kızıyor her şey de zor olanı seçmek gibi bir alışkanlığm var mesela başıma dert açmak gibi hobilerim olduğunu da unutmayalım.


Evet, itiraf ediyorum tüm dağınıklığın ve bu pis halin sebebi benim.Öf burayı da iyicene "bir kezbanın günlüğüne" çevirdim.
Gideyim de biraz da hönküreyim:/Sonra da Filiz Akın gibi yatağa atlayıp ağlarım belki.Bu da şarkı:(


11 Ocak 2017

0 Açık Açık

Gecenin ilerleyen saatlerinde, arka planda word dosyasında yarım kalmış bir yazı, hemen peşinden Ebru Gündeş'in sesi...Baya damar bir geceyle karşı karşıyayız dostlar hazır olun.

Dostlar demişken... Can'larımdan biri-Nesiltoşum-daha şehrimi terk ediyor yarın sabah.Buraya yazılan satırların ilk tanıklarındandır okur yorumlar düzeltir, ardında ki duyguları bildiği için üzülür benimle...
Mesafeler sevdiklerinizi sizden koparacak kadar güçlü değil hatta benim için ayrılık anları kavuşmayı vaat eden tılsımlar taşıdıkları için mutluluk evreni genişleticilerindendir. Yani böyle kandırıyoruz işte biz de kendimizi...

İşin özü hiç birinizden ayrı kalmayı sevmiyorum.Koloni halinde aynı sokakTa yaşayıp bir cennet mahallesi bir 90'ların mahallenin muhtarları tadında yaşamak vardı usumda!üf ama!

Music playlistim Ebru Gündeş'de gezinmeye devam ediyorken benden de bir itiraf gelsin: arabesk müzik sevdiğim doğrudur! Şayet kafanızda cool havalı ciks kadın protatipi oluşturduysam eh gördünüz artık gerçek yüzümü öyle Leonard Cohen paylaşmakla olmuyormuş bu işler, benim ruhum  arabesk, eh antropolojik olarak da bu coğrafyanın kodlarına uygun sayılırım ne dersiniz?

Bu sıra aslında kendim için sınav olduğunu düşündüğüm değişim dönüşüm kendimi ve sınırlarımı tanıma evresindeyim. Aşk'ın her halini hissettirecek duygular hasebi ile sayısız yazdığım yazıların üçünü beşini kafam esince buralara eklerim. Eklerim de işin içinden çıkamam. Zamana bırakırım. Olduğu gibi kabulleniş haline geçtim evet inkar evresinden sıyrılalı çok oldu. Öyle bir histir ki bu tarifi için bildiğim sözcükler noksandır...

Playlist Yıldız Tilbe'ye akıyor, sıkıntılı bir hal almadan bu yazıyı sonlandırmak şart.

bir alıntı yapayım ve gideyim Charles Baudelaire'den geliyor pek tabii ki Paris Sıkıntısı'ndan:


"Kimi insanlar vardır, hep seyirci kalırlar, hiç bir eylemi gerçekleştiremezler, ama bazı bazı bilinmedik anlaşılmadık bir etki altında, kendilerine kendi kendilerinin bile yakıştıramayacakları bir çabuklukla, eyleme geçerler."

Dileğim odur ki yaşamda karşılaştığımız aşk ve tutku hissettiğimiz hiç bir şeye,kişiye,olguya,varlığa,fikre,duyguya,canlıya-her ne demek isterseniz- seyirci kalmayalım!


Benden Sizin için geliyor:


not:Şarkının Selami Şahin versiyonunu sevmiyorum.Siz de Ebru halini sevin.Benim için.
not2: tek başınıza korku filmi izlemeyin!"LA LA LAND"  var mesela onu da sevin!

7 Ocak 2017

0 Sevgiyi Çoğaltmak

Karlı buğulu soğuk hafta sonuna en çok nostalji yakışır dedim.Aldım bir elime kahvemi, diğer elimde güzel bir kitap (söylemicem ne olduğunu!) fonda eski tınılar...

Korku endişe, hüzün ve öfke...Gündelik hayatlarımızı esir almasına izin vermeden önce sevdiğimiz her şeyi hatırlama zamanı...Sevdiğiniz şeylere vakit ayırın, daha az şikayet edin, ilham verin, ilham bulun, hediye verin, iki satırlık bir not bırakın...

Sonra da şu şarkıyı dinleyin...





5 Ocak 2017

0 Sevdiklerim & Nefret Ettiklerim

Selam Herkes!

Malumunuz yeni yılı ülkece James Bond filmlerinden hallice karşıladık bende biraz enerji olsun diye iki kelam edeyim dedim.

Vakitsizlikten yazmak istediklerimi uzun uzun aktaramayacak olsam da, bugün dinlemekten bıkmadığım gün için de 10'larca kez dinlediğim bir eseri buralara bırakmak istedim.

Türk sanat müziği sever misiniz?
Sevmiyorsanız da sevmek için nadide nedenler olduğunu "Avni Anıl" tarafından bir besteyi dinlediğinizde anlarsınız.

Türk sanat müziği bestekarları arasında en beğendiklerimden biri rahmetli Avni Anıl.Özellikle Zeki Müren ile yaptığı düetler dinlemeye doyamadıklarım arasında.

Besteleri onlarca kişi tarafından seslendirildi, best of albümler de kendine yer edindi.

Mesela "Aşk bu değil" eserini Birsen Tezer'den Mediha Demirkıran'a, Zeki Müren'den Funda Arar'a çok kişiden dinledik., Pek tabii kendi müstesna sesinin tınısı da bugün bize ulaşabilmeyi başarabilmiş kayıtlardan.Şahsi fikrim en zarif ve yüreğe dokunan halinin Zeki Müren'in kayıtları olduğu yönün de, Birsen Tezer'in yorumu da çok özgün ama ben bugün kendisinin yorumunu burada paylaşmak istedim.



Nefret ettiklerim köşem de ise çıktıkları ilk günden beri ses tonları ile asabımı bozan "Mabel Matiz" grubu var. Özellikle abimler ile uzun yola çıkmışken ablamın bet sesiyle birleşen " anason'lu" bir şarkıları var.işte o an kendimi arabadan uçan Sabri gibi yuvarlanmak suretiyle dağlara bayırlara atmak istiyorum. Mabel Matiz grubundan bir şarkı çalmaya başladığı an üstüne su sıçramış kedi civanlığı ve öfkesi ile şarkıyı açanların yüzlerini tırmıklamak istiyorum. Allah'ım ne olur dinlediğim radyolarda aniden belerip beni korkutmasın.Sizden çok korkuyorum Mabel Matiz! 

Tabii ki bura da Mabel Matiz'in bir şarkısını paylaşmayacağım!Deli miyim canım??

Onun yerine geçtiğimiz günlerde hayat macerası fani Dünya'da son bulmuş John Berger'e dair keyifli bir söyleşinin linkini paylaşacağım.Kendisini severdik, ruhu şad olsun. Okumak için tık tık