Pages

2 Ağustos 2017

0 Sevgili Bay K- 2

"Geçen akşam sözleştiğimiz yere gelmeden evvel o sabah gördüğüm rüyanın etkisinde ne çok kaldığımı bilseniz, şüphesiz bana o denli hırçın davranamazdınız. Sahi davranır mıydınız? Karşınızda acıyla kıvranırken beni inciteceğini bildiğiniz söz öbeklerini ben olmaktan sıyrılmış bedenime saplamaya devam eder miydiniz?

Sabaha karşıydı yine, kan ter içinde boş eve uyandığım da gölgeler serin hava da oynaşan kuşların cıvıltısını bekleşiyordu. Korkmuştum. Onca ay bekledikten sonra sizi görmeye koşarak gelmem gerekirken ayaklarım eski ve dar bir ayakkabının hapsinde gibiydi zira saatler sonra kalbimi yemeği çok sevdiğiniz Fransız bagetleri gibi parça pinçik edeceğinizi biliyordum.

Koşuyorum devamlı koşuyorum karşıma birbiri ardına dizilmiş bitmek bilmeyen kapılar çıkıyor. Hemen arkamda yüzünü görmekten delice korktuğum bir siluet ne kadar koşarsam koşayım hangi kapıları geçersem geçeyim bir türlü kurtulmak mümkün değil. Aniden köşede kalmış bir aralıktan oturduğunuz yeni yapılmış pek bir gösterişli apartman dairelerine benzeyen bir boşluğa geçiveriyorum. İzimi kaybettirdiğimi zannederken peşimde ki siluet beni bulmakta geç kalmıyor can havliyle en üst kata çıkan merdivenlere koşuyorum tırmanışım saniyeler sürüyor artık en tepe de kaçacak hiç bir yerim olmadığı an da yüzünü cismini ismini seçemediğim korku haricinde bir tepkiselliğe bürünemediğim silüet kalbimi tutuyor. Elini güç bela uzaklaştırıyorum kendimden. Yapacak hiç bir şeyim yok ya kalbimi parçalayacak ya da kendimi aşağıya atacağım. Hiç korku hissetmiyorum aşağı atlarken... Ne tuhaf... Derken aniden siz beliriveriyorsunuz. Nasıl sarılmak nasıl ağlamak koynumda... Halbuki ağlaması gereken bendim!

Aramızda olduğunu düşündüğüm asıl meselenin yanlış anlaşılmalarla devleşerek dönüştüğünü artık ne sizin ne de benim ulaşamayacağımız kadar uzak da kaldığımızı o gün gözlerinizde ilk kez gördüğüm kızgınlık anında okuyuverdim.

Her nasılsa beni yanlış anlamakta gayret gösterip ve yine her nasılsa kendimi anlatmaya yeltenemeden beni susturduğunuz o andan sonra, artık size de güvenemeyeceğimi söylemek isterdim... Fakat siz ne ,yaparsanız yapın hangi kelimelerle seslenirseniz seslenin, ruhum ruhunuzda ki öfkenin ve çocuksuluğun altında saklamak için çırpınılan aşk kırpıntısını görmekten geri duramıyor.

Size bu mektubu, az sonra kalkmak üzere olan treninize binmenizden hemen önce yazıyorum. Elinize ulaşacak mı ulaştığında geç mi kalacak, okuduklarınızı düşünmek için vakit ayırmak ister misiniz dahası içimde giderek derinleşen bu ince kırgınlığı hazmedebilecek misiniz, inanın bilemiyorum. evet, hazmetmek dedim zira size gülen gözlerle bakmadığım her an, gitmek ve kalmak husunda ki gelgitlerim, suskunluğum, alınganlıklarım ve buğulanan gözlerim ile birlikte tümüyle size ızdırap verdiğini biliyorum. Ben sizin karanlık yanınızım. Siz dudağımın kenarında gülümsediğim de belli belirsiz oluşan ufak tebessüm taneleri, tuzlu gözyaşlarımın içindeki protein hücreleri, ve endişelerimin rüyalardan sıyrılıp hakikate ermiş halisiniz... Siz düşlerimden bile daha acımasızken o akşam, ben içimden daha da çok konuşmanız için yalvarıyordum.

İşte bu kadar mesut hissetmemin sebebini zannederim ki anlayacak gibi oldunuz. Size ait olan her bir duygu hanesini, hayat tecrübesini, reçel ve acı biberi görmek için çırpındığım onca sürenin ardından, öfkenizi hissetmek yakan bir hüznün estesinde mutlulukla sarmalanmama vesile oldu. Kaç kişi bu denli kızdığınızı görebilmiştir ki?!

Size söylemek istediğim hiç bir şey yok Bay K. Binip gittiğiniz o trenden sizi bana yeniden döndürecek günlere eriştiğimiz de gözlerimde bir boşluk görürseniz, bunun açlıktan olduğunu ayrımsayın. Beni aç ve susuz bırakmaya olan niyetiniz, acımasız haliniz, karşınızda ki çaresiz hallerimle size kendinizi daha da kudretli hissettirmiş olabilirim. Gözlerinize bakıp tüm bunların birer yanlış anlaşılmadan ibaret olduğunu kabullendiğimi dillendirme cürretini gösterdiğimde, gözbebeklerinizin kenarındaki çizgilerin kederle derinleştiğini benden saklayabildiğinizi sanmıyorsunuz öyle değil mi?

Benden hiç bir hususu saklayamazsınız, yine de rica ederim ürkmeyin. Sizi endişeli düşüncelere gark ettirenin yine zatım olduğunu fark etmekte gecikmediğimi de bilmenizi isterim..  güneşin doğuşu ve batışı gibi Doğu'nu ve Batı'nın onulmaz diyarlarında bin bir yıldır kök salmış defne ağacının rahiyası ile bir ıhlamur ağacının rahiyası  birbirleriyle ne ölçü de karıştırılabilirse, sizin akıl odacıklarınıza sakladıklarınız da o kadar karışabilir. Bilirim ki sizin karışıklıklara ve dağınıklıklara tahammülünüz yoktur. Benim rahiyam size karıştı avuçlarınızdan köklerinize aktı... Sizin rahiyanız bana karıştı, avuçlarımdan köklerime aktı.

Çıktığınız seyahatte size eşlik edebilmeyi istemezdim. Sürekli homur homur sallanan bir trenin içinde üstelik ne yöne hangi istasyona ne için gittiğimizi bilmek korkarım fazla lüzumsuz olurdu. Fakat herkesin adını unuttuğu bir bağ evinde sessiz bir şarap tadımını dudaklarınızdan besleyerek tattıracağınız bir seyahatle bilinmez de uyanmak bahsine zannederim karşı çıkamazdım.

Yazdığınız kısacık cümlelerle yetinemediğimi bilin...

Özlemle
D."

Not: Son görüşmemizde bahsettiğiniz yazıyı okumak için deliriyorum.
Not2: "Gitme!" deme biçiminiz mevzusunda bir nebze yumuşamanızı istirham edebilirim belki. Belki demiştim."

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

♥♥♥her düşünce değerli bizim için ♥♥♥