Pages

20 Ağustos 2017

0 Risotto Nasıl Yapılamaz?

İyi geceler blogosferin minnoşları!

Beni özlediniz biliyorum! EE burdaydın nereye gitmiştin demeyin anladınız siz!Geldim döndüm komikli bir gecenin ertesinde aç aç bu postu giriyorum.

İyi pişirilmiş Risotto'ya kim hayır diyebilir? Üstelik aşçılık eğitimi almış şahane mutfaklarda çalışmış biri size Risotto yapıcam bak diyorsa ne dersiniz? Allah be yaşadık dedim tabi ne diycem! Erkenden kalktım ufak bir kutu browni kurabiyelerden yaptım. Fatih tembihlediği halde az da olsa kurabiyelerden yanıma aldım ki ev sahibemiz Pınar'ın evine boş boş gitmeyeyim. İçeri girer girmez bizden erken gelen Fatih'in hummalı bir çalışma da olduğunu gördüm. E ben zaten mutfak sever biriyim bizim aile de herkes iyi yemek yapar, benim içinse hem bir terapi biçimi hem de sağlıklı beslenmek için bir gereklilik. Evet içeri girip Merhaba dediğim andan itibaren tam 2 buçuk saat boyunca birlikte yemek yaptık. Müthiş keyifliydi. Risotto yapmayı ustasından öğrendim diye de ayrıca mutluyum tabi. Fakat bir gariplik olduğunun da farkındayım. Önce tatlı olmadı. İngiltere'de süt kremaları çeşit çeşit olunca tabi bizdeki bazı kremaların fazla sıvı olduğunu ve bunun hiç bir ibare olmadan aynıymış gibi satıldığını bilmiyordu! Çok cıvık olan krema muhallebiyi pert edince olaya el koyup nişasta dengesiyle koyulttum hemen ardından şahane bir çilek püresi yaptık sığır jelatiniyle. Sonra çorbanın kreması fazla oldu elimizd ebaşka kuşkonmaz olmadığı için de oranı arttıramadık. Asıl kritik nokta benim için risotto olduğu için pür dikkat her şeyi yaptım. Bu arada Fatih leziz mi leziz bir yumurtalı çilekli dondurma yaptı galiba gün içinde güzel olabilen ilk ve son şey de oydu! Risotto için tavuk suyu mu yapmadık sebzeler mi közlemedik! Ah o soğanlar ayrı kerevizler ayrı yağ ile haşroldu! Parmesan peynirini de verdikten sonra artık olmuştur diyerek ocağı kapadık sonuç: Hüsran! Ne eksikti tüm gece tartıştık bir türlü de bulamadık. Gece boyu benim getirdiğim kurabiyelerin ne kadar efsane olduğundan tüm yemekleri de bana yaptırdığından bahsedip  Fatih'i bir güzel kızdırdılar, ben gülmekten yanaklarım ağrımış bir halde onları izledim, ve uzun süredir geçirdiğim en güzel Pazar akşamını geçirdiğimi düşündüm! Of çok yoruldun hiç oturmadın dediler, ama ben böyle yorulmam ki! Bence insanı üzüntü ve hayal kırıklığı yoruyor.

Bazen olmayan şeylerin olmaması o anı çok daha keyifli kılıyormuş! Ve unutmadan bir türlü neyin eksik olduğunu bulamadığımız ve saatlerce uğraştığımız halde beceremediğimiz Risotto'ya rağmen, taaaa Londra'lardan bana antika plaklar getiren Fatih'e bilhassa sevdalısı olduğum Rossini plağı için teşekkürü borç bilirim! Her ne kadar kendilerinin bu blogdan haberi olmasa da!

İnsanız işte, statik olamıyoruz ki bence bu hayatı eşsiz kılan bir ayrıntı!


Bize bugün evini açan şahane çift tüm sağlık sorunlarına rağmen gülümseyen gözlerle bakmaya devam ettiler, saatlerce etrafı dağıtmamıza ses çıkarmadan yaptığımız her şeyi tek tek denediler. Gönlü ruhu bol küçük hesaplar peşinde olmayan herkes hep mutlu olsun sevgili blogosfer... Dert ettiğimiz her şeyin ötesinde öyle ciddi sıhhat sıkıntıları var ki nasıl diyecek olsanız boğazınız düğümlenir...


Not: Fatih şeften mesaj geldi Risotto'muzun olmamasının sebebi Pınar'ın ailesi tarafından yapılmış ağır zeytinyağını kullanmamızdan dolayıymış' Ay inşallah!Yoksa bunu da uğursuzluğuma bağlayacaktım!

Bu kez yazının şarkısı yemek boyunca maruz kaldığım Türkçe pop müzik olacak. Yapacak bir şey yok hala kafam da Aleyna Tilki, Demet Akalın, Bengü çalıyor!






10 Ağustos 2017

0 Bir Gün


Kapı çalınacak bir gün
Elinde kitaplarla gireceksin içeri
"Kahvem nerede, acıktım!"

Karşımda oturacaksın bir gün
Yüzüme bakmadan gözünün ucuyla düşüme düşerken
"Özledim!"

Yola çıkacaksın bir gün
Kaybolurken yeni bir rıhtıma doğru uzayan yol da
"Elini bulamıyorum, bırakma!"

Yanıma kıvrılıvereceksin bir gün küf kokan resimlerin arasında
Ellerim saçlarındayken uykunda
"Kalamam seninle!"

Geldiğin yerde bulamayacaksın bir gün
Aramaya da yeltenmeyeceksin
"Ruhundan öptüm."


Bu da şarkı:

5 Ağustos 2017

0 Benim Adım Kırmızı


Masanın üzerinde açılmayı bekleyen bir şişe şarap
Fonda I will survive çalıyor
Üzerimde boyundan bağlı sırtı açık uçmaya hazır bir elbise
Rengi beyaz
Saçlarım bu kez istediğin kadar siyah
Gece hiç olmadığı kadar karanlık
Fırında balık olması gerekirdi
Ama taze fasulye var
Masanın üzerinde açılmayı bekleyen şarap dururken
Ben daha içemeden hiç teninden
Her yer kırmızı
Belki eşlik edersin korkmazsan ellerin belimdeyken
Müzik değişir  ritim değişir
Biliyorum bu gece de gelmeyeceksin
Şarap bekleyecek
Ben Bekleyeceğim
Gün geçmeyecek
Sen beni yine görmeyeceksin
Ne kadar iyi dans ettiğimi asla bilemeyeceksin...
Çiçekler çöpte
Ayakkabılarım sıkıyor
Çıplak ayak dans ediyorum boşlukta

Sen gelmiyorsun...
Anladım
Hiç sevmiyorsun
Sanane gece kokulu saçlarımdan
Sanane gönül kırıklarımdan
Sanane gün nasıl geçermiş sen ben olmadan...

Bitti.
Artık her şey çok daha kırmızı.


 Bu da Şarkı:


Not: Fotoğraflarımı yıllardır çekmekten bıkmayan Zuzu'ya teşekkürler!

2 Ağustos 2017

0 Sevgili Bay K- 2

"Geçen akşam sözleştiğimiz yere gelmeden evvel o sabah gördüğüm rüyanın etkisinde ne çok kaldığımı bilseniz, şüphesiz bana o denli hırçın davranamazdınız. Sahi davranır mıydınız? Karşınızda acıyla kıvranırken beni inciteceğini bildiğiniz söz öbeklerini ben olmaktan sıyrılmış bedenime saplamaya devam eder miydiniz?

Sabaha karşıydı yine, kan ter içinde boş eve uyandığım da gölgeler serin hava da oynaşan kuşların cıvıltısını bekleşiyordu. Korkmuştum. Onca ay bekledikten sonra sizi görmeye koşarak gelmem gerekirken ayaklarım eski ve dar bir ayakkabının hapsinde gibiydi zira saatler sonra kalbimi yemeği çok sevdiğiniz Fransız bagetleri gibi parça pinçik edeceğinizi biliyordum.

Koşuyorum devamlı koşuyorum karşıma birbiri ardına dizilmiş bitmek bilmeyen kapılar çıkıyor. Hemen arkamda yüzünü görmekten delice korktuğum bir siluet ne kadar koşarsam koşayım hangi kapıları geçersem geçeyim bir türlü kurtulmak mümkün değil. Aniden köşede kalmış bir aralıktan oturduğunuz yeni yapılmış pek bir gösterişli apartman dairelerine benzeyen bir boşluğa geçiveriyorum. İzimi kaybettirdiğimi zannederken peşimde ki siluet beni bulmakta geç kalmıyor can havliyle en üst kata çıkan merdivenlere koşuyorum tırmanışım saniyeler sürüyor artık en tepe de kaçacak hiç bir yerim olmadığı an da yüzünü cismini ismini seçemediğim korku haricinde bir tepkiselliğe bürünemediğim silüet kalbimi tutuyor. Elini güç bela uzaklaştırıyorum kendimden. Yapacak hiç bir şeyim yok ya kalbimi parçalayacak ya da kendimi aşağıya atacağım. Hiç korku hissetmiyorum aşağı atlarken... Ne tuhaf... Derken aniden siz beliriveriyorsunuz. Nasıl sarılmak nasıl ağlamak koynumda... Halbuki ağlaması gereken bendim!

Aramızda olduğunu düşündüğüm asıl meselenin yanlış anlaşılmalarla devleşerek dönüştüğünü artık ne sizin ne de benim ulaşamayacağımız kadar uzak da kaldığımızı o gün gözlerinizde ilk kez gördüğüm kızgınlık anında okuyuverdim.

Her nasılsa beni yanlış anlamakta gayret gösterip ve yine her nasılsa kendimi anlatmaya yeltenemeden beni susturduğunuz o andan sonra, artık size de güvenemeyeceğimi söylemek isterdim... Fakat siz ne ,yaparsanız yapın hangi kelimelerle seslenirseniz seslenin, ruhum ruhunuzda ki öfkenin ve çocuksuluğun altında saklamak için çırpınılan aşk kırpıntısını görmekten geri duramıyor.

Size bu mektubu, az sonra kalkmak üzere olan treninize binmenizden hemen önce yazıyorum. Elinize ulaşacak mı ulaştığında geç mi kalacak, okuduklarınızı düşünmek için vakit ayırmak ister misiniz dahası içimde giderek derinleşen bu ince kırgınlığı hazmedebilecek misiniz, inanın bilemiyorum. evet, hazmetmek dedim zira size gülen gözlerle bakmadığım her an, gitmek ve kalmak husunda ki gelgitlerim, suskunluğum, alınganlıklarım ve buğulanan gözlerim ile birlikte tümüyle size ızdırap verdiğini biliyorum. Ben sizin karanlık yanınızım. Siz dudağımın kenarında gülümsediğim de belli belirsiz oluşan ufak tebessüm taneleri, tuzlu gözyaşlarımın içindeki protein hücreleri, ve endişelerimin rüyalardan sıyrılıp hakikate ermiş halisiniz... Siz düşlerimden bile daha acımasızken o akşam, ben içimden daha da çok konuşmanız için yalvarıyordum.

İşte bu kadar mesut hissetmemin sebebini zannederim ki anlayacak gibi oldunuz. Size ait olan her bir duygu hanesini, hayat tecrübesini, reçel ve acı biberi görmek için çırpındığım onca sürenin ardından, öfkenizi hissetmek yakan bir hüznün estesinde mutlulukla sarmalanmama vesile oldu. Kaç kişi bu denli kızdığınızı görebilmiştir ki?!

Size söylemek istediğim hiç bir şey yok Bay K. Binip gittiğiniz o trenden sizi bana yeniden döndürecek günlere eriştiğimiz de gözlerimde bir boşluk görürseniz, bunun açlıktan olduğunu ayrımsayın. Beni aç ve susuz bırakmaya olan niyetiniz, acımasız haliniz, karşınızda ki çaresiz hallerimle size kendinizi daha da kudretli hissettirmiş olabilirim. Gözlerinize bakıp tüm bunların birer yanlış anlaşılmadan ibaret olduğunu kabullendiğimi dillendirme cürretini gösterdiğimde, gözbebeklerinizin kenarındaki çizgilerin kederle derinleştiğini benden saklayabildiğinizi sanmıyorsunuz öyle değil mi?

Benden hiç bir hususu saklayamazsınız, yine de rica ederim ürkmeyin. Sizi endişeli düşüncelere gark ettirenin yine zatım olduğunu fark etmekte gecikmediğimi de bilmenizi isterim..  güneşin doğuşu ve batışı gibi Doğu'nu ve Batı'nın onulmaz diyarlarında bin bir yıldır kök salmış defne ağacının rahiyası ile bir ıhlamur ağacının rahiyası  birbirleriyle ne ölçü de karıştırılabilirse, sizin akıl odacıklarınıza sakladıklarınız da o kadar karışabilir. Bilirim ki sizin karışıklıklara ve dağınıklıklara tahammülünüz yoktur. Benim rahiyam size karıştı avuçlarınızdan köklerinize aktı... Sizin rahiyanız bana karıştı, avuçlarımdan köklerime aktı.

Çıktığınız seyahatte size eşlik edebilmeyi istemezdim. Sürekli homur homur sallanan bir trenin içinde üstelik ne yöne hangi istasyona ne için gittiğimizi bilmek korkarım fazla lüzumsuz olurdu. Fakat herkesin adını unuttuğu bir bağ evinde sessiz bir şarap tadımını dudaklarınızdan besleyerek tattıracağınız bir seyahatle bilinmez de uyanmak bahsine zannederim karşı çıkamazdım.

Yazdığınız kısacık cümlelerle yetinemediğimi bilin...

Özlemle
D."

Not: Son görüşmemizde bahsettiğiniz yazıyı okumak için deliriyorum.
Not2: "Gitme!" deme biçiminiz mevzusunda bir nebze yumuşamanızı istirham edebilirim belki. Belki demiştim."