Pages

14 Mart 2017

0 Filan

Milli Kütüphane'den nefret ettiğime karar verdim. Aslında binanın kendisiyle bire bir sıkıntım yok. Sıkıntı lüzumsuz kalabalıkta- piyasa yapmaya gelen tuhaf tipler, ders çalışma amacıyla gelip dışarı da 3 saat sigara içenler, yüksek sesle konuşan gerizekalıları saymıyorum- Byle bir düzenleme fikri var mı bilmiyorum ama mevcut milli kütüphane yalnızca araştırmacılar için kullanılan bir alana dönüştürülerek çeşitli sınavlar için çalışan insanlar için çok daha geniş modern ve havalandırması iyi devasa bir bina yapılmalı. Hem insanlar rahat çalışsın hem araştırma yapmak isteyenler faydalansın.Bu ne böyle sıkış tepiş!


Zaten o kadar kalabalık aşırı havasız tozlu ve boğucu bir yerde ders çalışabilitesi olabiliecek bir tip değilim.Sıkıntılı ve tuhaf bir insanım en az hepiniz kadar. Ama ekstra olan hijyen takıntım arşivden çıkan kitaplara dokunurken beni ne hallere soktu bir görün isterdim. Bu yetmezmiş gibi bir de olur olmaz yerlerde karşımda beliren gazeteci tayfası...



Bunlar da artık meslek aşınması olmuş fazla merak, karşısına çıkan herkesi bir deşme dürtüsü bir de bunların kadın versiyonları var Dünya'yı ben yarattım havaları, merhaba desen " Tanrım yine bir insancık ışığıma sevdalandı heyhat!" diye havaya girebilirler her an! Sizi gördükçe neden akademiyi bu kadar iştahla kovaladığımı daha iyi anlıyorum. Allah razı olsun kardeş. Ayrıca ben derse yetişme endişesiyle harıl harıl sahifelerde koşturup duruken, gelip gidip incelediğim eserlere " Bir bakabilir miyim? Çok ilgimi çekti de gerçekten çok ilginç bir şeyler araştırıyor gibi görünüyosunuz...." vs vs vs laflarıyla dikkatimi değil asabiyetimi çekiyorsunuz. İş üstündeyken oyalanmayı hiç sevmeeeeem! 



Delisi 1 Değil ki buranın. Tam üç beş sahifeyi çektirip tez hocama yetiştirdim mutluluğunu yaşıyordum ki kapıdan orta yaşlı bir bey girdi. Yine aynı terane "elinizdekilere bakabilir miyim?" bak bey amca sen de bak, tüm kütüphaneyi toplayıp toplu gösterim yapalım filan? Hayır sadece baksalar yine iyi ben size kimsiniz necisiniz hayırdır burada ne yaparsınız diye sordum mu? hayır! Peki o zaman el yazmaları bölümünde yaptığınız Osmanlıca araştırmadan arşivciliğinizden bana ne! Herkes de bir çok mühim biriyim ve derin araştırmaların insanıyım havası... Öfffffffffffff ama... benim gibi tanımadığı insanlarla konuşmayı, yardım etmeyi- sıradan bir kişisel bakım mağazasında gözüme kestirdiğim herkese şak şak yardım edip istedikleri her şeyi bulup birde üzerine hızlı bir bilgi bombardımanı bile yaparım normal şartlar altında- çok seven birini bile darladınız...Ama bu durum hakikaten farklı. Merak edip sorabilirsiniz ama bu kadar uzun uzun vıdı vıdıya gerek var mı? 



Neyse... Ben gidip biraz daha Yoga yapayım. Siz de bu güzide eseri benim için dinleyin:


Yazıyı O'na yazdıklarımdan bir kupleyle bitirelim...

"(...)Ve yitip giderdi bilinmezlik katranında... o aşkın kendisiydi bir kadının göz bebeklerinin en içten gülüşü, tırnak aralarında ki en derin doku, matemin en siyahıydı. O gündüzün karanlığa vuslatıydı..

Yıldızların susuşu bulutların sarmalayışı beni. Sen gidince her yaz başı susayışım çorak iklim dikenleri...gözlerin Sadri Alışık filmine dalıp gitmek gibi... Bütün huysuzluğum özlemekten seni...




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

♥♥♥her düşünce değerli bizim için ♥♥♥