Pages

27 Kasım 2016

2 Haftanın Sonu

Ah dostlar ah sanmayın ki İlhan İrem'e bağlayacağım romantizm olacak her yan...Ciddi ciddi konuşamıyorum.Sesim -kızlara betimleyişim ile söylüyorum-birisi tarafından "mute" yapılmışa döndü!Türkçesi Laranjit olmuşum, ses teli iltihabıymış.Hayır ne alaka şimdi...Kendimden şüphelenmeye başladım acaba geceleri başka bir kimliğim var da benim mi haberim yok?


Mesela ben aslında geceleri bar şarkıcılığı filan yapıyormuşum!eee yok mu artık?!E ozaman bu ses ne diye gitti sevgili okur?Tam sunumların olduğu hafta reva mı bana bu?Çok dertliyim hiç keyfim yok evde bile whatsapla anlaşıyoruz ve bu durum ben hariç herkesi pek eğlendiriyor...




Tabi bu durum güzel havalarda dahi evde kapalı kalmama sebep oldu.Sıkıldım dellendim e cinnet içindeyim o yüzden ilk göz ağrılarımdan olan Yaşar'a sardım.Buyrun siz de dinleyin.






Bir sonraki post hayatımızdaki değişimler üzerine olabilir.


Pek görsel paylaşılmamasına hatta moda vs içerikli olmamasına üstelik çok da güncel bir blog yazarı olmamama rağmen okunma oranları beni şaşırtıyor. Ne diyelim teşekkürler!


Son postlar çokça dağınık oluyor farkındayım, ama elimde olan bir durum değil.Bu ara bende biraz dağınım her bakımdan...


Şu sıra ne yapıyorsun sorusuna verilecek tek cevabım bol bol okumak olurdu.


Sonunda -hastalığın iyi yanı bu galiba- izlemek istediğim birkaç film ve diziye bakabildim.


Cafe Socety-Woody'nin son imzası, tek kelimeyle ba-yıl-dım!Çattanadak (bu nasıl bir kelime) bitmesine de bayıldım, o şahane kostümler mekanlar çekimler...öff çok mutlu etti bu film beni.
İzlemediyseniz benim için izleyin.


Diğer bir nokta şu ki, benim hikayelere olan merakımı bilen hayat tarafından hikayesi derin insanlarla bir araya getirilir oldum. Çok acayip şeyler çıkıyor ortaya ah bilseler romanımda kahramanlara yansıyacak tüm bu anlatılar! Kendimi tam da şuanda storyteller gibi hissedebilirdim ama eksiklikler var önce "nasıl daha iyi bir anlatıcı olunur?" master tezini tamamlamak düşüyor boynuma.


Birde aklıma geldi
 Masumiyet Müzesi'nin belgeseli yapılmıştı. İzlemediyseniz merakınız uyanır belki diye şuraya fragmanını koyayım.




Mutlu haftasonları herkes!

26 Kasım 2016

0 Dönüşüyor...


Korkuların bana akıyor

Sebebi belli gülmemi seviyorsun

Duruyormuş gibi yapmamı,yanında



Beni manipüle ettiğini sanmanı seviyorum

Kaybettiklerin bende saklı

Genç olmaya özlemin



Artık önem yok gibi davranamam

Beni bana bırakamam

"Doktor, Prozac değil aşk istiyorum"

Dediğimi duydun

Çöktüğü an karanlık

Biliyorum

Biliyorsun

Sahiplikten yoksunluğu seviyorsun

20’lerinde gibi müziği son ses duyuyorsun…

Yeni bir yola çıkmak gerek

İlhamımı bulmam gerek

Sıradanlaşıyorsun

Fark etmemi engellemen gerek…

Arayış son bulacak seni giydirdiğimde

Tümden karanlık zehirli dolunay gecede

Hiç uyanmamaya yemin ettiğinde

Gerçekte olduğun kişiye dönüştüğünde

Düştün ütopyama işte!
Buymuş olduğun, değil sandığım.

İstediğin gibi, ütopik, alaycı ve romantizmden uzak, sebebi belli sadece geç oldu anlamam. Bir farkı olmadığını, bağın sıradanlığını...






 

15 Kasım 2016

0 İlhamını Ruhtan Alanlara...


Geçiyormuş zamanla her his her acı
İnsan yürüyor dikenler de
Razı oluyor ayağının altındaki kor tanesine
Resimler hiç yaşanmamış anılar gibi
Aklım nerelerde darmadağın
Hayat geçiyor duruyor akıyor yıllar
Dillerde eski türkü hep acıya çağlıyor
Kime kızayım şimdi sözüm nereye gider?
Nasıl olur el olur su alır uyunur geçer
Hiç bir duygunun anayurdu olamayacak gibi yüreğim
Beni şurada biraz uyut eski ikindilere döneyim
Ölüyorum deliriyorum küskünler yokuşunun her nefesinde
Ihlamur ağacı selamsız kaldı,
Dargın sayılır kırık dallar akşam güneşinde

Delirmeyeceğim , ölmeyeceğim sen korkma sakın!
İkindiler kısalıyor üşür gibiyim tekillikten
Başımda bir bela sana varamamışlık
Delirmeyeceğim, ölmeyeceğim sen korkma sakın...




0 Kapıma Dayanma Sakın!

Yakarım inan yakarım!

Her lafı her sözü ayrı keder!
Özrü kabahatinden de beter!

Sev ister mutlu ol istersen delir umrumda değil!

AH! Candan ne güzel söyler bu şarkıyı!Ne çok severim..
İlk gittiğiniz konser kimindi?
Benim ilk konserim 10 yaşında TED'in meşhur kuru fasulye gününe gelen Candan Erçetin'di. Üstelik yıl sonu gösterilerinde üst üste iki yıl taklidini yapmışlığım var!
Hadi ben bir şeyler karalarken sizde bu şarkıyı dinleyin, ve sizi tüm delirten dengesizlere gönderin!




Hayat bu sıra, yoğun, bol okumalı düşünmeli, yazmalı geçiyordu.Son bir kaç gündür biraz hastayım.Sevimli filmler izleyip çocuk bakıcılığı yapıyorum.Çocuklarla anlaşma konusunda oldukça iyiyim!

Şu sıra elimde Ulus Baker'in lecture'larının derlenerek kitaplaşmış hali olan Sanat ve Arzu var.Bu Effect theory denen olay baya baya ilginç.Bir bakının derim olmadı bir ara sözüm olsun ben ne algılamışım birkaç satır zırvalarım dilim döndüğünce tabi.

Ha bu arada kafam bir konuda çok karışık yeni bir dile sardırma noktasında uzun süredir düşünüp duruyorum.İtalya'ya olan özel ilgi ve merakım İtalyanca'ya başlamama sebep olmuştu ama malum siyaset felsefesi tutkusu bırakmayınca peşimi, Almanca ve Fransızca'nın egemenliğini görmezden gelemez oldum. üf ikisi de çok zor ama=( tam olarak bilemiyorum Altan kafası bu...

Proust külliyatından bir alıntı yapalım da şurada beklesin:

"...Onunla bağlantılı yerlerin, insanların, her şeyin bende acıdan çok büyü içeren bir merak uyandırdığı daha eski dönemlerde ki gibi seviyordum.Hatta onu tam olarak unutmak için, gittiği yoldan başlangıç noktasına geri dönen bir yolcu misali, baştaki kayıtsızlığa varmak için aşkımın doruk noktasına ulaşıncaya kadar yaşadığım bütün duygulardan ters yönde tekrar geçmem gerekeceğini gayet iyi hissediyordum..."

Sevgili Proust, gerçekten çok acayip bir kafasın.Ama böyle büyü filan deyince, romantik olayım derken benim kafam Weber'in büyü kavramına gitti...Ah Weber yaktın beni...

Dönemin başında Siyasi Düşünceler Tarihi ile ilgili bir ders almıştım.Dersin hocası oldukça ters ve huysuz olunca dersi bırakmıştım.Ama dersi asıl bırakma sebebim Weber'di.Sonra Din Sosyolojisi dersi aldım ve orada ne yaptım dersiniz?Gidip Weber seçtim.Nasıl kararsız bir insansam demek ki...Neyse tabi o günden beri deliler gibi Weber okumak zorunda kaldım tüm rasyonelliğiyle beynime nüfuz ediyor durduramıyoruz!

Not:Çok özlediğim insanı artık çok özlemiyorum.Çünkü fark ettim ki onu görmeme, uzun sohbetler içine girmeme gerek yok, o zaten her fikrimde benimle...



2 Kasım 2016

2 Akademiklerin Egoyla imtihanı

Son bir kaç yazıdır bu  kelimeyi çok kullanır oldum.Gözlemlerim bu alana çok yoğunlaştı yüksek özbenlik narsizm özseviciliğin sınırlarının zorlanması küçümseme aşağılık hissi vs vs.

Bugün hayli ilginç bir tartışma sonrası tüm sinsiliğim ile bu yazıya giriştim.Malumunuz sosyal bilimler ekolü, yüksek öğretim de yuvarlak masa toplantıları üzerinden ilerler. Kurtlar Vadisi havasında geçen dersler de birbirinin açığını bulup gözünü oymak esastır.Bakmayın böyle karikatürize ettiğime, zaman zaman bu durum hakiki bir hal alıyor.Zaman zamansa oldukça naif bir girizgah ve sonlanış ile ders terk ediliyor.
Şahsi tutumum her zaman izle, analiz et, özgün olmaya çalış özelinde ilerlediği için başkalarının değerli fikirlerine kin, öfke, kıskançlık vb duygular asla duymuyorum...Dolayısıyla birbirini yanlışlayarak orgazma ulaşan bünyelerden de değilim.

Her neyse bugün ki mevzu Frankfurt okulundan olan Adorno üzerine olunca sınıf tam manası ile coştu.Doktora öğrencilerinin bazıları- doğal olarak- yeni yetme master öğrencilerinden daha çok şey biliyor oluyorlar sebebi ise basit daha çok okumuş olmaları.Ama dediğim gibi bu her zaman olan bir durum da değil.Sınıftaki tartışma, bünyesinde açık bir iddia, nezaket ve kibir barındıran doktoracı bir arkadaşın uzun tiradı sebebi ile başlayamadı.Arkadaş durumu uzattıkça uzattı, "liseden beri Adorno okurum siz ilkkez okuduğunuz için anlayamazsınız"'a kadar konuyu getirdi.Ben bu sırada çok eğleniyorum çünkü hem şahsımca doğru şeyler söylediğini düşünüyorum hem de kibiri sayesinde agresifleştiğini fark ediyorum.Sınıftan başka bir ses bu arkadaşın, çok konuşması ve çok bilmesine de içerleyerek hem alaycı hem de sert bir dille eleştiri getirdi.
İşte ben de tam da bu sırada lafa girdim.-herzaman ki yanlış zamanlamamla-
Şimdi bu Adorno Amcanın dili negatif dialektik olarak anılıyor.Herkes ağız birliği etmişçesine Adorno'nun ne kadar pessimist olduğunu, yaşadığı dönemin şartları ve çektiği sıkıntılar düşünülecek olursa kötümser bakışında ki haklılığının doğruluğunu dile getiriyordu.
Nedense bende hiç de pesimist bir algı bırakmadı.ve bunu belirtmem büyük tregedyaya sebep oldu. Halbuki sebebim basitti: Tanrı'yı öldüren zihin Adorno'ca şimdide bireyi öldürüyordu.Yaratılan kitle toplumu ve faşizm kısır bir döngüye girecek, tıpkı 1920'ler de devrim konuşulurken, birden Nazilerin fikir istilasına uğrayan Almanya gibi, bu kez de ibre faşizm den saparak özgürlüğe çevrilecek ve bu gayette umut verici.
Üstelik bu denli faşizm ve kapitalizm karşıtı bir zihnin kalkıp da ABD'ye göç etmesi ayrı bir ironi olmuş.Frankfurt ekolünde ki her düşünür bu yolu izlememiş yani Abd'ye gitmeyenler de var.Dolayısıyla kimse bu adamcağızı pesimistti optimistti diyerek indirgemeci bakış açısıyla tek tipleştirmesin.

sözlerimin doğruluğu yanlışlığı benim için mesele hiç olmadı.Yanılmak hatta daha iyidir, derin doğruları görebilirsiniz böylece-ya da doğru varsayılanları-
Sözlerime bulduğum karşılık hocanın için için gülmesi, sınıftakilerin ise beni yanlışlamaya çalışarak "Asla katılmıyorum" nidaları oldu.

Ne demiş Turgut Uyar"Hiçbir şey umurumda değil diyorum, aşktan ve umuttan başka!"

Böyleyken daha çok eğlendiğimi söylemeden geçmeyeyim.Ha bir de neden bize öğretilen ekole bitişik durmamız isteniyor?Neden hep aynı bakış açısıyla yazılmış makalelerin bire bir kopyalanmış retoriği kullanılıyor?İşte ben bundan çok sıkıldım...Herkesin her şeyi çok bildiğini iddia etmesinden, kendilerine diktikleri entellektüel birikimli fikir adamı imajlarından daral geldi ööööh yani.

Not:Geçen hafta yazdığım yazı bir kızgınlık ile yazılmadı.Sahip olduğum ruhu çocuk, aklı büyük, yüreğiyle görebilen insanları daha da çok sahiplenmeme sebep oldu.Kendimi şanslı hissedebilirim o halde!
Not2: Çok özlediğim insanı daha  ne kadar özleyebilirim?
Not3:Bu hafta güzel haberler aldım. Zuhal avukatlık lisansını aldı.Adil hukukçulara her zamankinden de çok ihtiyacımız olan şu dönemde yolu çok açık olsun!

Hadi ben Weber okuyayım, anlayamasam da deniyorum en azından, siz de bu güzel şarkıyı benim için dinleyin!