Pages

28 Ekim 2016

0 Egolar Parlatıldıysa Sizi Şöyle Alalım

Merhaba dediğiniz insanlar, hayatınızda ilham kaynağı olarak gördüğünüz şahıs ya da varlıkları sorgulatıyorsa buna ne kadar itibar etmek gerekir?

İtibar etseniz de etmeseniz de, aranızda ki bağa olan inancınızı zedeleyecek hissiyatı aldığınız da eskisi gibi olacak bir şey kalmıyordur belki de...

Hedeflerimi çokça sorguladığım "ben ait miyim buraya?" dediğim günlerden geçerken, yeni ve "tesadüfi" olarak tanıdığım biri ile yapmak durumunda kaldığım lüzumsuz birkaç saatlik telefon konuşması neticesinde kendimde ki değişimleri gözlemledim.

İlk olarak itina ile kaçtığım " politik bir hayvan olmak" betimlemesine yaklaşmış sayılabilirim.
İkinci olarak zekice söylenmemiş her yalan kendinizi övmeye çalışırken sizi yerle bir edebilirmiş, karşınızda ki insanın bu duruma düştüğünü görmek rahatsız edici.
Üçüncü nokta şu ki insanları " özel" yapan onların özel olması değil, esasen sizin öyle varsaymanız ve aranızda ki basit ilişkiye külliyat muamelesi yapmanızmış.
Dördüncü olarak, insanın kendisini övmesi dünyanın en çiğ olaylarından biriymiş
Beşinci şudur ki fazla tevazu sahibi olmak hiç de kendini beğenmişlikle eş değer değil!Kim demişse bunu, katılmıyorum-tabi ki şahıs özelinde-
Altıncı olarak dile gelsin duygusal bağ kurmaktan profesyonel ortamlarda bilhassa uzak durulmalı.
Yedinci maddeme göre birini küçümsediğinizi göstermeye çalıştığınız her an, içsel hazımsızlıklarınızı açığa vuruyor-bunu  kendimde yapmamalıyım utanç kaynağı.-
Ve sekiz, hayatta herkesin hedefleri aynı olmak zorunda değil.Hatta aynıymış gibi görünen hedefler bile aynı olmayabilir. Bir ormanda fidan olmak isteyen 100 ruh düşünelim.Meşe, palamut,çam,kestane ağaçları boy boy, ama sen tercihen fidan olarak kalmışsan meşe ya da palamut olmayı tercih etmediğin içindir.
Dokuzuncusu şu ki, hislerine güvendiğin kadar insanların göründükleri gibi olmayacağını da kabullen.Çünkü değiller ve sen de değilsin.Görünenin öteki yüzüne olan merakını kestir at.Gördüklerinin hayal kırıklığı zaman kaybı yaratıyor.
On numara da bu olsun, insanları amaçlarından döndürecek olan yine kendileridir.

Çok teşekkür ederim bu gereksiz telefon konuşmasını gerçekleştiren hattın ucunda ki tanımadığım kadına.Sayesinde nereye ait olabileceğimi bulmaya daha da yaklaştım.

Tam tersini yapmayı tüm egonuzla isterken, aslında hiç farkında olmadan karşınızda ki insanı engin bir cesaret denizine atabilirsiniz.

İşin aslı aylardır süren büyülü bir rüyadan uyandığıma, kendini özel hissetme çocuksuluğundan sıyrıldığıma hayret ederken, yeni giydiğim gömleğe 10 dakika içinde alışıverdim.

Dönüşüm içine dalmak uyanmak aydınlanmak duygu salınımlarından realiteye kavuşmak çok iyi geldi.

Yazdığım şiirlerin son 2 yıl içinde yazılanları, özellikler atfettiğim bir insan-ı kamile ithafendir. En sevdiğim yazılar kendisinin şahsına değil çocuksu bir ruhun yansıması olarak zihnimde yarattığım alegoriyedir. 

Şimdi bu anlamda biraz eksik kaldığımı düşünecek olsam da, aslında mülkiyet hakkım olmayan bir toprak parçasında yaşamayı bizzat kendim seçmiş idim.Demem o ki, yaşayacak olsa idim süreklilik arz edebilir yeni gecekondularla gece bekçilerini canlarından bezdirebilirdim. Fakat Hindistan'a gidip gözlerini açtıran ağmanın, gözlerini yummak istemesine kim yeniden nasıl hangi suret ile sebebiyet verebilir?

Yaşam bu ya, oda imkan dahilindedir.Seçimler, yolların kesişmesi selam verdiğiniz insanlar ve tüm bu tercihler...Bütünüyle bir ayrıma sokuyor sadece zevkleriniz üzerinden değil, evrensel ruhani enerjiyle birlikte başkaldırıyorsunuz.Hangi filozofları ne kadar hatmettiğiniz, hangi büyük insanların büyük seminerlerini aldığınız hiç önemli değil...Öznesi insan olan her şeyi metalaştırıp tükettikten sonra, hatimleriniz lüzumsuz bir kibir çuvalıdır. Tabii tabii anlıyorum yüksek eğitimli çevrelerce durum çok başkadır...Ne diyelim öyle olsun.

Hisleri boşverin, saf aklın ötesine geçen akıl oyunlarında ki mavi boncukları ayırıp atın.Dahası, direnciniz düşüp içselleştirdiklerinizi yüksek sesle telaffuz etmeye sizi zorladığında susup oturun.

Şimdi, burada mı susup oturursunuz biraz daha bekleyelim mi?



22 Ekim 2016

1 Yorgun musun?



Eğer şuan durup okumaya başladıysan, böyle hissediyor olman kuvvetle muhtemel.

Tamam sıkıntı yok, Hepimiz zaman zaman bu hisse yenik düşüyoruz.


Aslında söyleyecek beylik laflar sıralamıştım.Ama yine bilgisayarın açılmasını bekleyene kadar hepsi aklımdan uçtu.

Biraz Sadri Alışık, biraz hikayelerden konuşacaktım.



Ama unuttum.

Bu sık sık başıma geliyor.

Siliyor gibi beynim.Olsun, ben de hatırlayınca yeniden başlarım.

Orhan Pamuk'u sevmeye ne zaman başladım biliyor musun?
Bir röportajında Padişahların sultanların hikayesini değil sıradan insanların hikayelerinin anlatılmaya değer olduğunu söylüyordu.Ben de hep böyle hissetmiştim.Hikayeleri seviyorum.Herkesin bir hikayesi olduğunu biliyorum ve her birinin birbirinden değerli olduğunu.Nerede çakışıyor peki anlatılan hikayelerle yollarımız dahası neden seçiyoruz o hikayeyi kendimize?Yaşamak istediklerimizin özleminden mi, kırgınlıklarımız mı yoksa içinde bulunduğumuz durumu başkalarının hikayesinde keşfediyor oluşumuz mu?belki de safi bir meraktır... Hatta belki tümü ya da hiç birisidir...


Oturmuş bir Cumartesi akşamı Weber'in sosyolojisine kendimi vermeye çalışırken bir türlü başaramayınca son günler de dinlediğim müziklerden birini paylaşayım dedim.

                                        




Hepimizin içinde ki şeytan  bazen duymaya hazır olmadıklarımızı bazense zaaflarımızı fısıldar...Ama asıl sorun siyah ve beyazın net olmadığı anlarda başlar.Ruhunuz mu, kurallar mı?Kartlar yeniden diziliyor....ve aynada yeni bir siluet görünüyor neredeyse maskesiz...



13 Ekim 2016

0 Kalabalıklarda Biri



Hafta sonuna doğru akarken saatler, bir selam vermek istedim.Umarım her şey olmasa da pek çok şey yolundadır herkes!

Başlıkla konuyu vurgulamak en sevdiğim şey, ve siz zaten bunu biliyorsunuz.Yine de bugün konuya nasıl nereden gireceğimi bilemediğim günlerden birindeyim.


Bugün modern insanın çıkmazlarına bakalım mı biraz birlikte? Eminim bu konu da- pek çok konu da olduğu gibi- herkesin söyleyecekleri vardır. Bana göre modern ánthropos'un büyük çıkmazlarından biri  "özel hissetme tutkusu."Günlük hayatta yarattığımızı iddia ettiğimiz tarzın da çıkış noktası bu.Çoraplarınızı çizgili tercih edip pantolonunuz izin verdiği müddetçe aradan fırlayıp durması, uğraşılmamış gibi görünen ama size ait olduğunu sandığınız bir tavır.Tercih ettiğiniz saç modeli, arabanız için aldığınız bir aksesuar, ev dekorasyonunuz da ki eşsiz zevkiniz.Tebrikler!Gerçekten tarz sahibi çok sofistike bir insansınız!Ama işin aslı güvenli alanlarınızdan kopup, kalabalığa adım attığınız andan itibaren, onlarcasından yalnızca birisiniz.Bunu fark ettiğiniz an materyalist zeminin tatminkarlığından ayrılıp canlı bir vitrin mankeni olmaktan sıyrılmak için çırpınmalar başlıyor, anlara şahıslara anılara daha fazla odaklanıyorsunuz.İşte tam da burada modern Dünya'nın yalnızlık duvarlarıyla örülmüş teknolojik hapishanesinde boğulmak üzere olan etten kemikten Mürşid-i Kamil, geçmiş ile arasında derin bir özlem bağı oluşturuyor, Müzelere gidiyor, sahaf talan ediyor, antikaya merak duyuyor.Eski resimlerin renksizlerine imreniyor.Böylece kendi olduğu zamanlar yaratırken, aynı zaman bükümünde-her nasıl oluyorsa- unuttuğu anların Tanrısı olmayı arzuluyor.Tüm bu çaba Foucault sarkacı etkisi yaratıyor, özel hissedemediği anda yeni bir sorgulayış sürecine giriyor...Özgürlük hissi ve bütünlenme arasında gezinmeye devam mı o zaman ne dersiniz?

.....


Hemen bir film önerisi gelmeli burada ama onun yerine İtalya'nın büyülü atmosferine taşınan çok sevdiğim bir arkadaşımdan gelsin tavsiyemiz. HBO'nun bilim kurgu türünde ki yepyeni yapımı WestWorld'den bahsediyoruz.Şimdiden büyük hayran kitleleri ve izlenme oranları yakalayacağını ön görmek hiç de zor değil.
Meraklısına WestWorld izlenmeyi bekliyor.

Fragmanı da şuraya konduralım:



Bu da tam bir sonbahar şarkısı benden size gelsin: 


9 Ekim 2016

0 D&R'da Beş Saat


Mutlu hafta sonları herkes!

3 sanatçı, bir film, bir sokak dehası, bir kitap desem?
Hadi gelin hikaye başlıyor...

Taaaa yazın ortasında yazmaya karar verdiğim bir post bu.
Kışın bir film izlemiştim.Aylarca film önerisi olarak yazılmayı bekledi.Hikayesini,yönetmenin gözünü,zarif detaylar ağı ile örülü sanatsal bakış açısını en çok da hakiki bir hayat serüveni oluşunu beğendiğim film çok sevdiğim yönetmen Tim Burton'ın gözünden çıkma olan: BİG EYES
(Tim Burton'ın duygusal zekasını ve çocuksu yaratıcı maceraperest dilini seviyorum)

Filmi izledim.Nüve Selanik'e gitti.Ben ressamlara sardım.Daha iyi resim yaptığım günleri özledim.ve yeteneksizliğime içerledim.Bu sırada Nüve fotoğraflar göndermeye başladı.Kendimi orada hissettim derken bir gün gönderdiği resimler arasında Yunanlı bir sokak sanatçısının,duvarlara bıraktığı fırça darbelerini fark ettim.Ressamın adı  Simoni Fontana. Çok yetenekli.Yine de pek çok çalışması "Big Eyes" filminde kocası tarafından yaptığı resimlerin çalınmasını ve verdiği mücadeleyi izlediğimiz ünlü ressam Margerat Kean'in eserlerini anımsattı.

Bu ilk resim filmde anlatılan ünlü ressam Margerat Kean'in eserlerinden biri:



Bu filmin fragmanı:



Buda Yunanlı Sokak sanatçısı Simoni'nin çizimlerinden biri:



Bu arada bu yetenekli sokak sanatçısının  çalışmalarını görünce kendisini araştırmaya başladım ve naif bir sitesi olduğunu gördüm.Eğer güzel resimlerini keşfetmek ve kendisi ile iletişime geçmek isterseniz buyurun adresi tık tık

Bütün bunlardan sonra bu paylaşımı yapmama sebebiyet veren durum ise daha başka.Geçtiğimiz cuma günü,şehirde ki D&R'lardan birinde dev kitaplıkların arasında kuytu bir köşede yere oturmuş kitap okuyordum.Nefes almaya ihtiyaç duyduğum zamanlar da yaptığım bir ritüeldir bu.Aradan birkaç saat geçtikten sonra-muhtemelen orada çalışanların dikkatini çektim-yanıma elinde şahane çocuk kitapları olan bir genç geldi."Seveceğinizi düşündüm, bence bunlar size çok iyi gelir.Burada istediğiniz kadar kalabilirsiniz,hatta isterseniz size kahve de getiririm." dedi ve gitti.
Tabi bu durum beni hem çok mutlu etti hem de yakalanmış olmaktan dolayı başlarda birazcık huzursuz etti.Fakat genç bir iletişimcinin-ayaküstü tabi ki sohbet edip kimdir nedir öğrendim!Tanımadığım insanlarla konuşmaya bayılıyorum ki siz zaten bunu biliyorsunuz.- benim için seçtiği kitaplara öyle bir daldım ki, kitapçıdan çıktığımda hava çoktan kararmıştı.

İşte o gün öylece yerde oturup kitapların dehlizinde salınırken, birinin kapağı beni hemen kendine çekti ve ardından da hikayenin başlangıcı ile bütünleşiverdi.


Elif Yemenci'nin kendi  çizimlerini yine kendi oluşturduğu minik hikayesi ile okuyorsunuz.
(Resim kalitesi için üzgünüm!D&R geçen uzun saatler sonunda oldukça azalan bir şarj ile alelade çekmek zorunda kaldım.)

Kitaptan bir alıntı geliyor:
"Birden deniz kabuğunun fısıltısını duymuş Kalben, "Hatırla" demiş, "neydi seni en çok sevindiren?"Bir canlıyı gülümsetmek!İşte Dünya'nın en büyük mutluluğu bu!"

Kitapçıda geçen 5 koca saat, okuduğum çizgi romanlar, şarap rehberleri ve çocuk kitapları sonrası, kafamda bu mottonun kalın puntolarıyla ayrıldım. ve size bu yazıyı yazmaya karar verdim.

Mutlu mutlu mutlu etmeli günler dilerim herkes!

Unutmadan bu da mutlu şarkı:









8 Ekim 2016

0 GÖZ

Mahremiyet.

Susmak.

Yoğun.

Masumiyet.

Yüksek.

Uzak.

EN. yakın

Rüya.

Karmaşa.

Öz.

Büyülü.

Uyku.

Şefkat.

Huzur.

Riya.

Kaçış.

Öpücük.


Saklı.

Hikaye.


!

Çağın ötesinde 70'ler deyiz. Gramofonunda ki tüm şarkıları -sen bundan nefret etsen de- hep ben seçiyorum
Sana yemek pişirmeye bayılıyorum.
En çok en kalabalık anlarda bin bir fikrin somutlaştığı kahkahalarda gözlerimde uyanmanı seviyorum.
İlahi bir sevda bu seni uyarıyorum.
Seviştiğin hiç bir kadınla seni paylaşmış hissetmiyorum.
Ben sadece gözünü kıskanıyorum.
Hiç gelmeme ihtimalin, olasılıktan çıktı
ben zaten beklemiyorum.
Sende duruyorum.
Kokunu hiç unutmuyorum.
İnanmıyorum
Anlamadığını söylesen, aklıma girsen
Anladığını bilsem,
göz'de bulduklarını ziyan ettiğine
İnanmıyorum.

Kışkırtıcı bir düşünce bir tuzak her yer örümcekler
Gidemiyorum, Kalamıyorum,
Gözlerine sarılıyorum.

Zırhlarımdan soyunup
tümüyle sana geliyorum.
Tüm masumiyeti kölen ilan ediyorum.
Utanmıyorum.
Sende kaybolmuşum, gidemiyorum...

Plak çizili aynı yerde takılı
Yasak rüyalar da hep.
Kokunu aldım bir kere, gidemiyorum...






Sezen'i kimseyle paylaşmam halbuki...Sana kısmetmiş.






7 Ekim 2016

0 Mesela...

Mesele değil göz yanılması olmasın...

Mesela aklımda bugün bu gece şu anda tüm anlatım bozukluklarına müsebbip bir hikaye..

Yok gönül meselesi filan değil...

Büyüme telaşı mı bilemedim

Hayatta en zor zamanlarınız aslında en güçlü olmak zorunda olduğunuz anlar oluyor.

Büyük söz gibi gibi.

...

Mesela ben bugün kendimden özür diledim

Nasıl?Doğru okudun kendimden özür diledim

Düzenli olarak birilerine bir şeyler için bazen ufacık lüzumsuz şekilde ağzımızdan çıkan bir cümlecik.Söylenişi kimisi için ölüm ile eş değer, benim gibiler için zorlanmadan kullanılan içten bir çift kelime...Dar bir kapının ağzında yanlışlıkla çarptığım hanım teyzeden özür dilemek, aramasına geç döndüğüm bir arkadaştan özür dilemek, geç gönderdiğim bir ödev için hocamdan, koca bir bardak takımını tuzla buz ettiğim için annemden...

Bugün farklı olarak herkesi düşünüp kendini bir türlü düşünmeyi beceremeyen kendimden özür diledim.

Siz de dileyin... Kendinizi affedin...



Yeni hikaye pek bir naif olunca aklıma geldi..

konumuz günlük hayatta kullandığınız bir meta üzerine...Bir çanta bir takı ayakkabı, kemer, şapka her türlü kıyafet ya da aksesuar..Hepsi kabul...

Uğura toteme inanır mısınız?Ben sanırım inanmıyorum...Fakat yine de belirli günler de elimin belirli eşyalara gittiğini görüyorum.Mesela o gün kendimi ruhen güzel hissediyorsam muhakkak bir elbise oluyor üzerimde...Ruhen karanlık isem bir jean ve gömlek...Her yeni başlangıç da muhakkak beyaz gömlek giydiğimi fark ettim mesela...Bilinçli mi bilinç dışı mı?Bu mümkün mü tüm bu kodlamalar bize neler söylüyor?

Sormaya korkulan soruların hepsini sorun.Ne kadar tuhaf acayip rahatsız edici olursa olsun sorun..

Hatta basitçe ne kadar rahatsız edicyse o kadar iyi...


karmakarışık zıpır vızıldamama bir de melodi gelsin: