Pages

30 Kasım 2015

0 MUTLULUK İÇİN DÜŞÜNMEK






Mutluluk için mutlu etmeli insan!


Şimdi sıra bende.Şuraya  bir link koyuyorum(tık).tıklıyorsunuz ve fonda çalmaya başlıyor.

Tamam mı?

Şarkı başladığına göre devam edebiliriz...

Birkaç saniyeliğine gözlerinizi kapatın ve çocukluğunuzda ki en mutlu anlardan birine sürüklenin.

Neredesiniz?

Kalabalık bir bayram sohbeti mi?Belki tüm kuzenler toplanmış oyunlar oynuyorsunuz...Kim bilir ilk aşkınızdan masumane bir öpücük koparmışsınızdır...Babanız ile ilk gittiğiniz Tiyatrodasınız....Belki annenizin yaptığı en sevdiğiniz tatlıya yumuldunuz...


Ben anneannem ile mahallenin tüm komşularının toplandığı bir akşam çayındayım... 1980'li yıllardan kalma tüplü televizyondan TRT'de ki sanatçıların sesi yankılanıyor...Sofrada ki çiçekli muşamba masa örtüsünün üzerinde en sevdiğim  mis gibi haşhaşlı çörekler var. Üst komşu canım Amasyalı Kafiye teyzem en çok da ben yiyeyim diye benim için yapmış...Bahar gelmiş, bir hırka bile fazla sırtımıza... çöreğin yanına bir çay yeter olsa olsa en fazla bir dilim de domates ister...



Bir de bunu okuyun olur mu?...Ne güzel Yazmış Asaf...





















27 Kasım 2015

4 UMUT ÇOK YAKIN




 27 Ekim gecesi 1:50 suları, yer Ankara...


Ardı ardına gelen silah sesleri.. 45 dakika boyunca susmayan, bazen yakınlaşıp bazen kaybolan sesler...



Kalktım yatağımdan...Ağlıyorum...Yitirdiklerimize, geldiğimiz şu hale, bize ağlıyorum kaybettiğimiz insanlığa...Zihnime Gezi olaylarında yerde sürüklenen gençler geliyor, başından vurulan günahsız masumlar...Bir değil, iki değil hangi birinin adını yazsam gücenir kalanı...Melek oldular diyorum avunuyorum...



Ardından Soma geliyor aklıma aklıma..."Ayakkabılarımı çıkarayım sedye kirlenmesin" diyen Maden işçisi dimağım da...Bir sedye örtüsü kadar değerli hissetiremeyişimize yanıyorum...Yitip giden canlar mı? Gerekli kanunlar ve denetimler gelmedikçe, biz insanı en büyük servet olarak görmedikçe kaybettiğimiz o kadar can son olmayacak biliyorum...



Silah sesleri yoğunlaştıkça kalbimin gürültüsü Ankara'da -evimiz de- vuku bulan  terör saldırısını hayalime getiriyor...Ne kadar çok acı...




Silah sesleri kesildi...yatağıma geri dönmedim...Uyumak mümküniyet sınırların da değildi, bu yazıyı yazıyorum...



Hepimizin böyle hissettiğini biliyorum.Acıları yarıştırmak olur mu? Olmazdı.Olmamalıydı...Her bir acı bir diğerine müsavi idi...



.....





Sabaha karşı ezilmiş. sıkışıp kalmış bir hüzün ve umutsuzlukla yazdım üstteki satırları...

Okula gittim.Ders dinler gibi yaptım robotlaşmış bir şuursuzlukla...Bilinç kapalı, donuk, saydamlık tezahür etmiş her duyguya.Umutsuzluğa çeyrek kala...



Soğuk gri Ankara'm da 2 çocukla karşılaşmak uyandırdı hücrelerimi ve inandım yine masumluğa...



Biri hasta gibi sanki mavileri sararmış yüzünde boncuk boncuk bakıyor nefesi güç alıyor...Eğildi yere , sanki kalkamayacak...Orta yaşlarda bir anne koştu kaldırdı...Öğrendik ki şeker hastasıymış uzun süre yememiş, içmemiş, eve gidecekmiş...



Bir şeyler yedirdik, su içirdik...-dik eki kullanıyorum lakin, aslında her şey o annenin kanatları altında zuhur etti...Öyle sevdi, öyle sarıp sarmaladı, öyle bir şefkatle baktı ki çocuğun mavilikleri solmuş gözlerine..."Sen git kızım ben eve kadar götürürüm bu çocuğu" dedi.

"peki" dedim...




Yolum eve varmaya pek yakınken, bu kez yolumdan minik bir köpek döndürdü.O an fark ettim ki yavru köpeğin sevimliliği ile günü bölünen benden önce,ruhu mücerred bir çocuk(!) hemen yanında genişçe çuval geçirilmiş bir el arabası...Mesaisi uzun sokaklar da, soğuk Ankara'da yolu yine ekmek parası...




Çocuk mu ki bu bilmem...Elleri nasıl öyle simsiyah ve soğuktan çatırdamış!Yalnız elleri mi ki çatırdayan!

Ona olan ilgimin hayretinde ki  minnettar gülüşü...





Köpekle oynadık bir süre, çantamda ki çikolatayı paylaştık .Gülümsedi bir kez daha...Çocuk olmayı denedik birlikte!



 İnandım ben de ona... Her şeye rağmen Dünya güzel bir yer olabilirdi...ve "bizler" bir gün iyi insanlar olabilirdik....



Umut hep çok yakın...Yitirdiklerimizin yanında, elimizdekileri hatırlıyorum...Bizi biz yapan herşeyi çok seviyorum ve sevginin iyileştirici gücüne her şeyden çok inanıyorum...Siz de inanın "güzel günler göreceğiz!"






Haftanın şarkısı Küçük Prens tutkunlarına, hayata Küçük Prens'in gözlerinden bakmayı sevenlere ve tüm umut arayanlara gelsin...



4 Kasım 2015

0 Ona Yazılmış Mektuplar


Bilmem kaçıncı gecenin zifirinde ben sana uyanmışım sen sana tutsak
Ellerimle kaldırsam başını düştüğü dardan gözlerinin
Uzanıp öpsem korkularından bir seher vakti
Bir kez baksan oluru varmış bir yol bulunurmuş gibi
Yurduna kavuşsan gözlerimin aydınlığında kararsak hiç yanmamacasına,
Bulsam yine en içten gülüşünde sebeb-i hayatımı
Keşkemden çıkıp dehanda ah olsan
Beddua bile olsan seninle yansam
Kahrolsam yitirsem de beni
Seni sen de bulsam
Dursam fikrinin özünde yazılmamış Kitaplarının ön sözü olsam
Küçüğün olsam, kadının olsam
Sinem deki azabı ancak  ebediyetin eder istiab...




Haftanın ortasında Soğuk ama güneşli bir Ankara'dan selam!

Bir süredir kafamda ki hikaye ile ilgili olarak kolları sıvadım ve çalışmaya başladım.bu hüzünlü girizgah hikayemizin bir bölümünde geçecek olan bir mektuptan alıntı...hikayemin ilk bölümünü kısa bir süre sonra sizlerle paylaşmayı düşünüyorum.

Her türlü yorum öneri ve eleştirinizi büyük merakla bekliyorum!

 Ve haftanın parçası İlk Türk Tango şarkısı ünvanını taşıyan "Mazi Kalbim de Yaradır" adlı eseri seslendirişiyle günümüze dek hüzünlü sesini bizlere ulaştıran Seyyan Hanım 'dan geliyor.Ama bu kez farklı bir şarkısıyla...

Hepinizi seviyorum!