Pages

24 Aralık 2012

7 BENİM YILIM!BENİM KAHRAMANIM!

Zaman su gibi akıp giderken, "benim yılım,benim kahramanım" LÖSEV 2013  takvimi satışa sunuldu!

LÖSEV için Trendus.com tarafından hazırlanan  projede 14 ünlü isim Lösemili çocuklarla kamera karşısına geçerek saatlerce poz verdiler.Her ay bir masal kahramanını canlandıran sanatçı ve sporcular LÖSEV'li çocukların gerçek kahramanı oldular.

Sizde dilerseniz sevdikleriniz ve kendiniz için 2013 takvimini alarak LÖSEV'e destek verebilirsiniz=)




23 Aralık 2012

19 TESADÜF DİYE BİR ŞEY YOKTUR.




Günlerdir uyumadan deliler gibi çalışıyorum..
müdür sürekli tepemde...yapmam gereken okadar çok şey var ki saatlerdir hiç bir şey yemediğimi, otel odasındaki komodinin üzerindeki çalar saate bakınca fark ettim.04:12 uçuşa 2 saat var...

....

uyumuşum.oda kapısının sert vuruluşuyla gözlerimi açtım.müdüre hanım tepemde " uçağı kaçırıcaz, acele et" fırçasını çekiyor.birkaç parça eşyamı el çantama sıkıştırdım.banyoya girip yüzüme su çarptım aynadaki kadına bi göz attım..30larımn başında olmamaa rağmen hala fit bir vücut küçük kırışıklıklar ve  dudağımın kenarındaki ukala gülümseyiş...istemeyerek geldiğim bu dört günlük iş seyahati, yine hayal kırıklığıyla sonlanan bi ilişkiden kaçış biletimdi...

müdürün sabırsız söylenmeleri artınca, rujumu tazelediğim gibi topuklu ayakkabılarımı ayağıma geçirdim...dün ki toplantının gerginliği hala geçmemişti.bizi bekleyen taksiye bindiğimizde, birkaç gündür nefes aldığım Antakya' ya hiç "bakmadığımı" fark ettim...

yol çabucak bitti.taksiden kendini önce atan müdürem,aynı hızla hava alan kapısından girip gözden kayboldu.sayısız dosya ve çantalarımla ağır aksak kapıdan geçtim..

Ankara için son çağrı yapılıyordu.ve artık koşmak zorundaydım.müdürün yanına ulaştığımda nefes nefeseydim göz göze gelmemeye çalışarak uçağa bindim.yüzündeki memnuniyetsiz ifadeyi, uçakta yanıma oturmayarak teyit etti.biletini bir yolcuyla değiştirmiş...açıkcası hiç umursamadım.hatta işime geidğini bile söyleyebilirim.pencere kenarındaki koltuğumda rahat rahat çalışabilirdim artık.koltuğa yerleştiğim sırada cep telefonumdaki mesajları yanıtlamam gerektiğini hatırladım.tamda bu sırada birinin bana baktığını hissettim.yinede başımı kaldırmadım.uçak kalkmadan mesajları cevaplamalıydım...

yüzümü telefon ekranından kaldırmamla yan koltuktaki adamla burun buruna gledik.ikimizde şaşırmıştk bikaç saniye konuşamadık.okadar yakındık ki birbirimize  nefes alıp verişini hissedebiliyodum.o birkaç saniyenin devamı utanç dalgalarını bedenimde ve yüzümde hissederek geldi.derhal kafamı çevirdim...

"-sizede iyi yolculuklar.
-teşekkürler....
-iş gezisinde misiniz?çok meşgul görünüyorsunuz
-evet
-bende iş gezisindeyim.bir seminer için gelmiştim.peki siz?
-toplantı sebebiyle burdayız
-ekibinizle mi geldiniz?bir hanfendi daha vardı yanınızda
-evet.
-neyle meşgulum demiştiniz?
-dememiştim.
-haklısınız dememiştiniz"

adamın ukala tavrı sinirimi bozmştu.konuslmamaya karar vermişken tekrar söze girdi.

"-cy finansdasınız sanırım.
-nerden anladınız?
-dosyanızın üzerinde yazıyor
-hmm evet...
-bı kartınızı rica edebiilir miyim?
-böyle bir şeye gerek olduğunu sanmıyorum.
-müşterilere hep böyle mi davranırsınız?Alt tarafı bir kart"

sanırım fazla asabiyet yapıyorum...dosyanın ön gözünden bir kart verip uzattım.

"-merhaba Deniz Hanım.bende Demir.tanıştığımıza çok memnun oldum.burdan ulaşabilir miyim size?
-şirket politikamız gereği özel numaralarımız kartlarda yer almıyor.üstelik oldukça büyük bir şirketiz benim haricimde sizinle ilgilenebilcek sayısız uzmanımız var."

bunları soyledikten sonra koltuğumu ayarladım ve hafif bi şekilde pencereye doğru döndüm.elimdeki dosyalardan birini açtm ve çalışmaya başladım...

yol boyunca bir daha hiç konuşmadık.zaman zaman yüzümde bakışlarını hissettiysemde başımı bir daha hiç kaldırmadım...uçak durduğu sırada kalkmak için hazırlanırken laptop çantamın olmadığını fark ettim.acilen çantamı bulmalıydım.müdürün beni 1 dakika daha bekliycek tahamüllü olmadığını biliyordum...

"-Deniz Hanım çantanız bende.aracınıza gidene kadar ben taşıyabilirim.
-hayır hayır hiç gerek yok.
-size yardım etmeme izin verin lütfen
-gerçekten gerek yok çok acelem var"

beni duymadı bile..okadar hızlı yürüyordu ki nerdeyse koşarak peşinden gittim.bütün ısrarlarıma rağmen çantamı vermemekte inat ediyordu.aksi gibi müdürde ortalarda yoktu...

havalanı çıkışına yaklaştığımızda müdürün sinirden kızarmış yüzünü gördüm

"-aracımız gelmiş.artık çantamı almam gerek.
-Peki
-teşekkür ederim.iyi günler
-Deniz Hanım?
-evet?
-tesadüf diye bir sey yoktur."

orda bir an duraksadım.sözlerini tamamlayınca arkasını döndü ve hızla yürümeye başladı.yağmur başlamıştı...beni bekleyen araca doğru giderken son kez arkasından baktım.sahi kimdi bu adam?




yeni yazdığım hikayenin ilk bölümünü güzel bir pazar akşamında paylaşmak istedim...

tesadüflere inanır mısınız?





2 Aralık 2012

20 AŞK...



Ne zaman çocukluğumuzun özlemini duyuyoruz?
yaşlandığımızı hissettiğimizde mi yaşlanmaya zorlandığımızda mı? ne zaman?





mahalle kültürünü hala yaşatan, küçük sokaklı,esnafıda gürültüsü de bol, tek kişinin kapısından ucu ucuna sığabildiği-hatta geniş kolda 2 şerli sıra bile olunamadığı(?)- içinde kel ama gözlüklü amcaların bulunduğu minicik dükkanlardan alınan kitaplar, çikolatalar,eve götürürken ucu koparılan ekmekler...




işte tüm bunları ve daha nicesini anımsatan, Ankara'nın köklü ve ilham veren semti Hamamönü...

ve bir dost sohbeti eşliğinde içilen Dünyanın en şahane kahvesi...










Hamamönü postunun başlığı neden aşk?

oralarda bir yerlerde derin bir ruh var...size deyip geçmemesi imkansız...



tek bir göz bebeğinin buluştuğu "bakamayış"
avuçların ıslaklığı terden
ritmini şaşırtanı heycanla
severiz.
tek bir sözü yüzünden olur ya
severiz.
suskunluğunu kimbilir...
belki yarenliğini
unutmasını
severiz.
hatırlamasını da.
o şehri seviyor ya
bizde onu,
severiz.
başkasını sevişini ,nede güzel seviyor...
kayboluşunda
kendini hatırlatmasını
severiz.
yarım yamalak ağız yakışını
düğüm oluşunu
yutkunamayışı
severiz.
kontrolsüz öfkeyi
dudak kenarındaki çizgiyi
ufacık anıdır da
son buseyi
ayrı severiz.
biz aslında sevmeyi severiz.
doğru ya en çok da tamamlanamayışı.
Allah korusun ya bütünü bulup
sıradanlaşırsa.
seni hepten kaybedersek?
Allah korusun.






30 Kasım 2012

13 ADAÇAYI MUCİZESİ



Akdeniz'e kıyısı olan bir çok ülkede doğal yetişen bir mucize adaçayı.Tedavi amaçlı tüketilen bu bitki neredeyse tüm dünya da yetişmekte.İlk kullanımı Antik Yunan ve Roma dönemine dayanıyor.Zaten ne varsa ya Antik Yunan ya da Roma'da çıkıyor.

Arap yarım adasında ölümsüzlük için  kullanılan adaçayı ,  14.yy. Avrupa'sın da ise büyülerden kurtulmak için kullanılırmış.17yy.'da öyle bir ün kazanmış ki Çin'de.Bir sandık adaçayı  üç sandık siyah çaya bedel olmuş tüccarlar arasında.

Peki ne faydası varmış bu efsanevi bitkinin....

Hepimizin bildiği üzere östrojen içerdiği için hatun kişilere çok faydalı.Uzmanlar erkeklerin kontrollü kullanmalarını önermiş bu sınır hafta da bir-iki...

Sinirsel baş ağrılarına iyi gelen,bronşit ve boğaz ağrısına çözüm olan bitkimiz;gargara olarak kullanıldığında bademciklere de faydalıymış.

Stresi azaltıp,sakinleştirme,ağız yaralarını tedavi etme,safra kesesini çalıştırma gibi bir çok faydası
bulunmakta.

Hamile,emziren kadınlar ve epileptik  kişiler tarafından kullanılmamalı.İki hafta dan fazla tüketilmemeli ve kafanız karışıyorsa doktorunuza başvurup içilmeli.

Saça ve cilde de faydalı olan bu bitkiyi aklıma geldikçe içmekteyim:)



Ne yalan söyleyeyim limonsuz katlanamıyorum tadına:)"madem faideli dur içeyim" deyip limonla içmeye çalışıyorum.

26 Kasım 2012

11 YENİ YILI SABIRSIZLIKLA BEKLEMEK :)



 Daha bir ay var biliyorum...Ama ne yapayım...Çok seviyorum yeni yılı,yeni yıl görsellerini,"nereye gitsek,ne alsak,ne giysek?" sorularını..

 Yeni yıl diyince,aklıma;kar,kozalaklar,kırmızılar ve bir dolu hediyeler geliyor.



Genelde kozalakları akrilik boyayla boyar simle süslerim.Ama bu düşüncede hoşuma gitti.





Keşke karlar içinde girsek yeni yıla....Ve her taraf ışıl ışıl olsa:)


Bir dolu süs alsak..Tamam evde olabilir ama bir kaç tanede yeni olsun canım.Rengarenk süsleri mi seviyorsunuz,yoksa "hepsi aynı renk olsun" 
diyenlerdenmisiniz?




11 Ekim 2012

1 KÜÇÜK PRENS...

Kahramanımdı o benim
Hani küçük prensim
elindeki kılıcı kovardı hep ejderhaları.
çiçek bahçeleri önümde
elinde de mevsimler
istersem yıldız tutar
istersem gökkuşağı
gün gelince martılar
gün gelince bulutlar
hep  deniz en berrak
hem de içten sımsıcak
karanlık olunca
sımsıkı sarılınca
unutunca dünyayı
uyandırdı birden
hani nerde peri tozları?


hayatımdaki tek aşkım  canım Babama kocaman sevgilerle...






9 Ekim 2012

3 en son : ne okunmuş ne dinlenmiş?

 iyi haftalar canlar!

soğuk algınlığı, birsürü yanlış anlaşılma(!) aylar yıllar sonraaaa karşılaştığım itiraflarla bol bol koşturduğum yorucu bir haftayı geride bıraktım.ve yeni bir şey daha öğrendim: eğer bir haksızlığa uğruyorsanız er geç ortaya çıkıyormuş özetle kasma kasma kasma kasmadan da olur işte=)Yalın'dan dinlemek için tıkır tıkıt

tabi yalnızca bunlar olmadı şahane  kitaplar bitirdim ve çok keyifli bir albüm satın aldım.


bu hafta sizlere ABD'li öykü yazarı, J.D. Salinger'in 9 Öykü kitabını tavsiye etmek istiyorum.birbirinden lezzetli kısacık öykülerle bezeli bu kitapta herkesin birden fazla favori öyküsü olacağını garanti edebilirim!





                          sahi muz balıklarını kim sevmez ki?=)


tavsiye edeceğim 2. kitap ise, yine kısa bir öykü olacak..Değerli edebiyatçı Yaşar Kemal'e ait "kuşlarda gitti" eseri her kütüphanede bulunmayı Kesinlikle hak ediyor.








                     gelelim yeni edindiğim ballı kaymak cd'ye!






Artist Music'den çıkan "uzun yol şarkıları" birbirinden şahane  20 efsanevi şarkıyı (california dreamin, symphony of love, summer wine, can't take my eyes OFF you etc)  yeni düzenlemeleriyle bir araya getiriyor.2011 yılında çıkan albümün 2. versiyonu da hali hazırda çıkmış bulunuyor.Almak isteyenlere duyuruluuuuuur=)






sağlıklı huzurlu dedikodusuz ve bol kahkahalı bir hafta diliyorum!hepinizi çok çok sever öperim!



23 Eylül 2012

0 GÜZEL ADAM

hani şehirler var ya.bence en büyük sebebi işte onlar.neyin ha?

mesela İstanbul çok karışık ya hani çok yoğun bööle bi taşkın denizide insanıda.hani tarih ya.işte unutturmaz o şehir insana hiçbirşeyi.

trafikteyken unutturmaz.boğazdaki çay sefasında hatırlatır.istiklal de bi yoklar bakmışsın ortaköye gelmişiz hala aynı tantana.

bu  şehir ne unutur ne de unutturur.uyumazmış ya İstanbul oyüzden de uyandırmaz işte.

Ankara öyle değil.unutturur hiç anlamassın.ruhu yok çünkü.hiç olmamış bölüştürüvermiş.pat kapatıvermiş.hani nerde?yok işte.ruhu yok.bir tek kar yağınca peyda olur sora yine yitiverir peh!..







Bu da haftanın şarkısı olsun.
öperim çokca!iyi Pazarlar!



10 Eylül 2012

5 -ÖPTÜM-

Bazı adamlar vardır mısralarıyla aşık eden hani.tabi birde yazmalarına sebep ruhlar vardır "hasetlik kadınlar"....Cemal Süreyya'yı nasıl bilirsiniz? 2. yeni hareketinin öncülerinden olmasının yanı sıra,yasadığı tutkulu aşklar ve yazdığı mısralar ile kollarınızı gözlerinizi duyularınızı bağlayıveriyor.ah birde zaman geçip onlardan şarkı da yapılmasın mı!

Cemal Süreyya'nın delicesine aşık olup tutkulu bir birliktelik yaşadığı bir kadın varmış.Adı da Tomris Uyarmış.Cemal Süreyya'dan ayrıldıktan belli bir süre sonra gidip Turgut Uyar ile evlenmiş...Bu arada yine aynı edebiyat akımına mensup Edip Cansever'de Tomris Hanım'a yanıkmış!

Cemal Sürayya'nın "onursuzunum senin" diyerek sevdiği Tomris Hanım için yazdığı dizelerden etkilenmemk imkansız....

Ayışığında oturduk
Bileğinden öptüm seni
Sonra ayakta öptüm
Dudağından öptüm seni
Kapı aralığında öptüm
Soluğundan öptüm seni
Bahçede çocuklar vardı
Çocuğundan öptüm seni



bu mısraları ise Tomris Hanım'ı yıllar sonra çocuğuyla birlikte görünce yazıyor.karşılaştıklarında şiirde de geçtiği gibi tomris hanım'ı bileğinden öpüyor.

sonra da Sezen böyle dillendiriyor işte:





PS:Bu anlamlı hikayeyi benimle paylaşan entellektüel patlamam canım dostum Yusuf'a teşekkürler...

İyi haftalaaaaaaaaaar☺

29 Ağustos 2012

6 bayram şekerlerimi almamış sınız????


bayram geçti.ben bloggerlarımın, izleyicilerimin şekerlerini unuttum!ayyy oooof!ozaman bu görseller hepimize gelsiiiiiiiiiiin☺☺☺

yummyyyy♥♥♥





pamuk şeker makinasııııı!ah olamaz!


eskiden "macuncu amcalar" vardı.böle rengarenk ama hepsinin tadı aynı sora üstüne limon sıkılırdı.sapşal salak yalarsın sora da hiç bir zaman bitiremezsin çöpe gider kalanı.anneden de yersin azarı "çooocum yeme diorum pis şeyleri" var mı bunlardan a dostlar gören duyan bilen varsa bi haber etsin.
geçmiş bayramınız nasıl geçti siz ondan haber verin.herkes klişeleri yaptı kutladı bende şimdi sonuçları öğreniyim???benim ki miii? ıııh söylemem☺♥;)

0 Noetik Bilim

2 hafta ortadan yok olmak...kendini bulmak.buluşmak.

bu süreçte de noetik bilime merak sarmak.sebebi "Dan Brownn'un kayıp sembol" kitabıydı...

Aslında birçoğumuz bilmeden de olsa Noetik bilimi,sevdiğimiz adamı yada kadını çağırmak için kullanıyoruz ☺halbuki öyle büyük bir etki alanı varki...Kuantum fizikçilerinin de çalışma alanına girdiği için aslında çok da yabancısı değilizl.pekiii ben inanıyor muyum? dibine kadar evet!

kısaca noetik bilim: düşüncenin madde üzerindeki etkisini inceleyen bir bilim dalı.ayrıca bakınız:http://www.noetikbilim.com/

işin özü, düşüncelerimizi somutlaşabilen bir olgu haline getirebiliyoruz.




     peki  siz ne düşünüyorsunuz meraktayım canlar. kitabı okudunuz mu?

14 Ağustos 2012

3 Haftanın mottosu







                               saçma evet. ama olsun yinede güzel!

                             tüm haftamız aşkla dolsun!iyi haftalar=)


28 Temmuz 2012

1 İTİRAF

Defalarca yazdım buraya
defterler dolusu mırıldanarak
kalemler kırdım kağıtlarla yarışarak
ben ki; aşkı aşktan çok seven
benki senden vazgeçebilecek denli Türkan Şoray
ve ben ki zamana dur dedim
birdaha duymayacağımı bile bile adımı senin ağzından senin sesinle.
su veren ellerin cellatım oldu
aitlik kipini başka vakitlerde çekimleyen sen,
serv-i hıravan'ın kaleminin mürekkebi oldun...



PS:karmakarışık bir sonbahar Ankara'sında çok şiir yazılır
çoğu zaman sahipleri tarafından okunamayan, kafa kağıdı olmayan yetim şiirlerin süt annesidir kendileri...
ne de olsa güzeldir sonbahar buralarda.Aslında o mısraları daha bir başka seviyorum... ister Nazım'dan  olsun ister Özdemir Asaf, isterse Ahmet Arif...buyüzdendir ya bende, defter sayfalarına kişileştirdiklerimi, koparıp koparıp kocaman uçaklar yapıyorum.





Son bahara Son 1 Ay!
bu kez ne getirdin bize kuruyup düşen küçük yaprak?☺


27 Temmuz 2012

10 FURBY☺


Bundan seneler seneler evvel,ilk okul sıralarında iken-develer tellal pireler berber iken gibi oldu- acayip bir çılgınlık yaşanıyordu.bütün arkadaşlarımın sanal garip oyuncakları vardı.hah neydi adı "sanal bebek" hani böle minnacık ufacık besliyosun uyutuosun anahtarlık boyutunda bişi.Allahımmm nasıl ağladım o gerizekalı şey alınsın diye nasıl!of sıra arkadaşımı çok deli kıskanırdım her tenefüs o aptl ekranla haşır neşir diye...

neyse benim baba saolsun direk "o neymiş öyle sanal filan cık cık cık çocukları neye yönlendiryolar hep Amerikan oyunu bunlar" şeklinde yorum yapınca (bknz: kendileri Japon yapımıdır!ahh babaaaa!)bende mecburi olarak bu isteğimden caymak zorunda kaldım...


zaman geçmediki bir yenilik gelmesin!birden piyasaya acayip hızlı bir şekilde Furby isimli yapay zekaya sahip feci çirkin oyuncaklar girdi Tanrım ne korkuyordum onlardan! konuşuyorlar uyuyorlar yemek istiyorlar... ve evet tabiki bir Furby'im bile olmadı...





şimdi söliyin bakiyim şu çirkin oyuncakları hala satan bir oyuncakçı biliyor musunuz? yok eğer bilmiyorsanız da şu yazının hatrına  evde eskilerden kalan bir Furby'niz varsa  yollayın yani  oda makbule geçer=)




ps:hakikaten gerizekalı bişi bu gece gece nerden aklıma geldi orası  meçhul^ ^

20 Mayıs 2012

6 Okunası Bir Paulo Coelho Hikayesi...

uzun yıllar önce o yöredeki mağaraların birinde Savinus adlı bir keşiş yaşarmış.o günlerde Bescos bir sınır köyüymüş.haydutlar,fahişeler,kaçakçılar,katillerle dolup taşarmış.içlerinde en kötüsü Ahab adında bir Arapmış.bu adam köyü kendi denetimi altında tutar,dürüst yaşamak isteyen çifçileri haraca kesermiş.

günün birinde keşiş Savinus,mağarasından çıkıp Ahab'ın evine gelmiş ve geceyi orada geçirmek istediğini söylemiş.Ahab gülmekten katılmış:

"sen benim bir katil olduğumu, yaşadığım yerde pek çok adamın gırtlağını kestiğimi,senin hayatının benim gözümde bir hiç olduğunu bilmez misin?"
"biliyorum."diye yanıtlamış Savinus."ama o mağarada yaşamaktan bıktım.burada hiç değilse bir gece kalayım."

Ahab,aziz Savinus'un ününü duymuş ve bu da onun hiç hoşuna gitmiyormuş.çünkü kendisinden başka kimsenin böyle ünlenmesini istemiyormuş.buyüzden azizi hemen o gece öldürmeye karar vermiş.amacı herkese oraların tek rakipsiz efendisinin kim olduğunu göstermekmiş.

sohbete başlamışlar.Ahab, azizin sözlerinden etkilenmiş.Ama kuşkucu adammış ve çoktandır İYİ'ye inanmaz olmuş.Azize yatacağı yeri gösterdikten sonra hançerini bilemeye başlamış...

Ahab gece boyu hançerini bilemiş.Aziz Savinus sabah uyandığında, Ahab'ı yanı başında sızlanırken bulmuş:

"benden korkmuyosun beni yargılamadın da.ilk kez biri,benim iyi biri olabileceğime inanarak geceyi evimde gecirdi.sen benim doğru davrancağıma inandığın için bende öyle davrandım."

Ahab suç işlemekten o gün vazgeçti ve kendini o köyü değiştirmeye adadı.böylece köy,haydut yatağı bir yer olmaktan çıktı...



çok sevdiğim bir romandan alıntı yaparak iyi haftalar dilemek istedim umarım hoşunuza gider=) final haftam başlamak üzereyken iyi dileklerinize de ihtiyacım var=) belki ben yokken ablam işlerini halledip biraz blogla ilgilenir =)

buda haftanın şarkısı=)

10 Mayıs 2012

12 Café des Cafés

Ankara'da en sevdiğim mekanlardan biri bu eski güzel cafe.müdavimlerinden biri olarak yemeklerine, çalan müziklere,  ortamına ve şirin arka bahçesine bayılıyorummm



bazen günün erken saatlerinde tek başıma oturup birşeyler karalıyorum.bazense arkadaşlarımla güzel bir kahve eşliğinde sohbet ediyorum=) kısaca; tavsiye ediliiiiir=)


ozaman buda sonlanmakta olan haftamızın şarkısı olsuuuun=)




3 Mayıs 2012

12 BİR TUHAF HİKAYE

vahşice katletti onu orda gözlerimin önünde
bir şahidi olduğunu bilmeden
suçluluk yoktu sicminde
elleri
ne kadar da büyüktü
baktım ki kırmızı başlıklı kız masalındayım
kocaman bir orman
her ağaca sarılmak isterdim başka zaman olsa.
kollarım kavuşacak mı bir bakardım
papuçlarımın ucuna basa basa koştum ardından
hiç dönüp bakmadı
öylesine büyüktü ki adımları..
onu bir süre daha izledim
kıvrılıp genişleyen ormanda kolayca buldu yolunu
kalbim delirmişti
öyle olmalıydı.
avuçlarımı bastırdım göğsüme.
çığlık çığlığa bağırmak istedim.
yapamadım.
sesim.sessizliğim oldu.
bir süre daha bekledim.
elleri görünmezdi artık.
sonrasını hatırlamıyorum.
....
aradan ne kadar geçti tahmin etmem güç.
merakıma yenilip bir gece tekrar düştüm peşine
her yer toz toprak içinde
gözgözü görmüyor
her yanı bir duman yalamış
kağıt gibi büküp eğmiş.
seslerden irkildim
yanıp kavrulan kerestelere, kavrulmuş çimenlere bastım usul usul.
fark etmedi beni.
....









30 Nisan 2012

8 -HİÇ-

Sen gittiğinden beri aynı koltukda oturuyorum Murphy.
Mevsim hiç değişmedi.
Günlerden hala pazar.
Sigarama karışma, otur karşıma hadi.
Evet kapıyı da kapat.
Çok üşürüm bilirsin bu mevsim serin geçer buralarda.
Sen gidince uzun uzun düşündüm.
-Bahçedeki çiçekleri unutmadım merak etme-
Dokunma perdelere HAYIR!
Öyle alıştımki bu loş odaya.
Kül, toz, yaşanmışlık kokusu.
Hepsini ellerimle tutabiliyorum sanki.
Varlığımızı da irdeledim.
Yokluğa geçemedim bir türlü.
Hiç.Sen yoktun.
Kavga sebebimiz o kırmızı sandalyenin de önemi yoktu
-bilirsin hep nefret ettim o dört bacaklı sürtükten-
Kitaplarını kurcaladım.
Tütünü paylaştık beraber.
"hiççi" kitaplarına şaşırdım.
Sen böyle hiççilik meraklısımıydın Murphy?
Hep mi böyleydin?
Peki ben nerdeydim?
Kafam karıştı.
Sofaya bakan pencerenin önünde oturdum hep.
Sen gittiğinden beri hiç kalkmadım.
Sen hep hiççimiydin Murphy?
Sus.
Çok yorgunum.
Yıllardır uykuya yatmamışım gibi.
Kapatma sakın ışığı.
Bilirsin karanlıkta uyuyamam.






ufak bir hatırlatma:

Nihilizm, hiççilik olarak da bilinen 19. yüzyılda Rusya'da ortaya çıkan, şüpheci temellere dayalı bir felsefe akımıdır.






ps:yazılarımı kime ithaf ettiğim en çok sorulan sorular arasında.sanırım bunun net bir cevabı yok.çünkü tek bir kişi yada nesneye ithafen yazmıyorum.bir sakız kutusu bile yazma sebebim olabiliyor.

26 Nisan 2012

6 SEVGİLİ GÜNLÜK...

bol sınavlı sıkıntılı günler..

çikolata krizim.

yeşil çay.
kitap defter kokusu...
hava ısınınca dışarı çıkarılan masa sandalyeler
sonra akşam vakti yapılan sessiz yürüyüşler
güzel bir şarap belki (tercihen)
tüm bahçeyi saran sümbül manolya gül frezya kokuları
sukunet...
şıp şıp şıp
belki bir bahar yağmuru.
belki kaçıp saklanan haftalar..aylar...
şu sıralar verdiğim kararların doğruluğunu görüp
"yamuk gülümsememi" giyiniyorum.
boğaz ağrısıda çekiyorum.
bol bol magnum yiyorum.
bahçedeki kedileri seviyorum.
kendi kedim yok diye üzülmüyorum.
çarpılıp kapanan kapılar.
mecburiyetler
ve alışkanlıklar!
susmak.
tıp oynuyorum.
bir başka ruhu incitmediğini bilmenin huzuru.
bir yamuk gülümseme daha.
gerçek anlam ve sözde anlamlar.
saliseyi kıskandıracak geri dönüşler.
bazen dönemeyişler...
istediğin ruhla bütünleşemeyişler.
ben bu bahar; güneşin sıcaklığına Adele'in şarkılarına ve kalemime aşığım.
birde mint yeşiline.
en azından tükenmiyorlar.
en azından cesurlar.
cesaret nedir ki?
göze almak ya da kaybedivermek...
saliseleri kıskandıracak hızda dönüşüvermek.
görmemek.dokunmamak.sesini işitmemek.
gülüşünü unutmak.
ilk tanıştığımız anı geri sarmak.
sonrada sarıpsarmalamak.
en güzeli yinede yamuk gülümsemeyi giyivermek.
ama yine de orda
tam orda çarpılan bir kapı
GÜM!
seni çok özledim.



19 Mart 2012

8 HAFTANIN PARÇASI


Dünden beri bir güneş,içimizi ısıtan bahara " merhaba" diyen.
Bu günde devam eden bu güneş sayesinde yatağımdan daha mutlu kalkıp, sokağa karıştım.
Ay yaz gibisi  var mı?
İyi,güzel ve mutlu bir hafta olsun...

18 Mart 2012

3 UM:AG SEMİNERLERİ NİSAN'DA BAŞLIYOR

Türkiye’de ilk defa um:ag’da başlayan Yazma, Felsefe, Film Atölyeleri, Roman İnceleme ve Siyasal Düşünceler Tarihi Seminerleri’nin yeni dönemi Nisan’da başlıyor.
Mehmet Eroğlu, Cemil Kavukçu, Ahmet İnam, Kurtuluş Dinçer, Çiğdem Ülker, Ahmet Özer, Erdem İliç ve Mehmet Okyayuz ile hayata ve sanata farklı bir pencereden bakmak ve üretmek isteyen herkes başvurabiliyor.
Başlangıç tarihleri:
Roman İnceleme: 10 Nisan Salı
Felsefe: 10 Nisan Salı
Yazma: 11 Nisan Çarşamba
Siyasal Düşünceler Tarihi: 11 Nisan Çarşamba
Film Atölyeleri: 12 Nisan Perşembe
İnternettten başvurmak için başvuru formunu doldurmanız yeterli oluyor.bende "yazma" seminerlerine başvurdum=)
 
 
 

29 Şubat 2012

3 ZAMAN TÜNELİ

Genç kız avuçlarını smsıkı yummuştu.sokak lambasının altında ateş böceği gibi hissetti kendini..dudakları aralık gözleri kapalıydı.yorgun şehrin bilindik ayazından derin bi nefes daha çekti ciğerlerine.yağan yağmuru önce burnunda sonra dudaklarında hissetti...saç diplerinin ıslanışıyla ellerini açtı, gökyüzüne kaldırdı.

yağmuru hissetti rüzgarın tenindeki soğuk dokunuşlarına aldırmadan; sadece damlaları hissetti...avuç içlerindeki minik çizgilere baktı "bana bukadar yakınsın aslında" diye mırıldandı.yağmurun etkisiyle iyice ağırlaşan sırt çantasını açtı.el yordamıyla çantayı kurcaladı.hayır yoktu.sonra deri ceketinin ceplerini yokladı yağmurdan ıslanıp kırılmış sigarası dağılmış tütünleriyle öylece alelade cebindeydi,ıslak tütüne dokundu...

sonsuz bir tünelmiş gibi duran sokağa baktı.eriyen karlar çirkin kaldırımların makyajıydı...adımları hızlandı hava kararmaya başlamıştı.yanından geçen insanları ışık kümelerine bakar gibi hızlı hızlı fotoğrafladı.adımları hızlndıkça yağmurda hızlandı.


                                                         



işte sonunda sokağın sonundaydı.kafasını kaldırdı o çok tanıdık eski apartmana baktı.garip.bukadar yüksekmiydi bu bina? o güne kadar katları sayma gereği duymamıştı.tam 7 kat.1950lerden kalma yaşlı bir kurt adeta...betonu yağ yeşili camları ufak kapıları dar...ama dimdik hala güvenli.kırmızının en canlısına bulanmış demirleri buz gibi, tanık olduklarının ketumluğuyla sanki....

binaya yöneldi, girişe yaklaştı.eski apartman kapısına dayandı.öylece durdu bir süre...sonra kapıdan bir adım uzaklaştı.kaliteli müziğin ve berbat biranın  harmanlandığı mekana giren gençlere yol verdi.kapı her açıldığında küf kokusunun tanıdık esintisine gülümsedi.

birsüre daha girişte durdu...anne kucağıyla buluşan küçük bir çocuk gibi sakinleşiyordu damlalar... sırtını yeniden giriş kapısına dayadı.tam o sırada karşıdaki sahafın buğulanmış camındaki silüetin aşinalığıyla irkildi.sırt çantasını yerden aldı hızlı adımlarla karşı kaldırıma geçti.buğulanmış ağır cam kapıyı var gücüyle itti...








her yerde hep kar var.bembeyaz ve kusursuz.ışığı alabildiğine yansıtan, soğuk ama tertemiz.içilen kahve eşliğinde yağan karın ilhamını bir sokak lambası verirse yazısı da böle olur..

6 Şubat 2012

25 BİR DİLEK DİLEDİM PEKİ YA SİZ?

çocukken doğum günlerini bambaşka bir hevesle beklerdim.yan yana sıralanmış titreyen mumları görünce içime bir sevinç dolardı...

gözlerimi sımsıkı yumar, istediğim herşeyi bir biri ardına sıralardım...gittiğim doğum günlerinde en çok pasta üflenirken "benim içinde birşeyler dilesin" diye içimden geçirdiğimi hatırlıyorum.mumları üflemek büyük olaydı benim için.yani sadece mum olsada olurdu=)

ilkokulda taşındığımız için okul değiştirmek zorunda kalmıştım.gelin görin ki sınıfın "yeni kızı" olarak pek de hoş karşılanmadım.=)

aylar geçti ve benim doğum günüm geldi çattı.hiç ayrım yapmadan koca sınıfı doğum günüme davet ettim.hemde kendi ellerimle yaptığım davetiyelerle=)

evde bir hazırlık bir koşturmaca ühüüü sormayın tam 2 adet kocaman yaş pasta evimizin salonundaki geniş yemek masasının üzerinde sahiplerinin gelmesini bekliyor.annem bir döktürmüş ki görmeniz gerek kadın ogün 2 kilo vermiştir mutfakta=)

saatler ilerledi ilerledi...kimse yok.bekliyorum...kimse yok...

soradan 2 erkek 2 de kız arkadaşım geldi. içeri ilk girdiklerinde 2 adet kocaman pasta ve envayi çeşit  hamur işiyle donatılmış masaya bakışlarını unutamıyorum=)"kim yiyecek bunları" der gibi baktılar....



ah sonradan öğrendim ki sınıfın popüler kızı beni kıskandığı için eğer doğum günüme giderlerse onlarla oynamayacağı üzerine tehditler savurmuş.on yaşında ki bir beynin kıskanınca neler yapabilceğini görmek  şaşırtıcı... çocuklar bazen hiç kimsenin olamayacağı kadar acımasız olabiliyor=) 

ogün gelmeyenlere hiç üzülmedim gelenlerle ise günümün tadını çıkardım üstelik çokda eğlendim=)yalnız ogüne dair hatırladığım 2 şey var: ilki, ablamın bitmek bilmeyen " puaaaaaaa kızım birde 2 tane eşşek kadar pasta aldırdın lan kim yicek onları verde sevgilime götüriyim" geyikleri,  diğeri ise mumları üflediğim an=)


bugün çok sevdiğim bir arkadaşımın doğum gününde ondan izin isteyip mumlardan birini üfledim.ve yine bir dilek diledim=) bu postu okuyunca bir dilek de siz dileyin olmaz mı? kendiniz için olmasa da başkası için dileyin=)




23 Ocak 2012

6 DİSPOZOFOBİ

Anı neydi sahi?

Neydi belleklerimizde ciltleyip yer edindirdiklerimiz...

Tüm kalabalığı yararak soğuğa inat yürüdüğümüz...

bomboş sokakları,

herbiri ötekini çağrıştıran kahvehaneleri isimlendiren,

kafe kültürünü oluşturan olgu yine aynı, hep aynı:

BİRİKTİRDİKLERİMİZ

kedinizi ceplerinizde kum taneleriyle yürüyor gibi hissettiniz mi hiç?

yeşil ışıkta karşıdan karşıya geçerken,

yaya yolunun şeritlerine bastığınızda

akşam ayazında iki parmağınızın aralığındaki tütünü soluk edinmişken...

belki bir gramafondan eski bir 45liği dillendirirken

cepleri yoklamak ansızın...

 küçük kum keseciklerinin arasındaki çakıl taşları

atılmalı

ağırlık yahu...

belkide dispozofobisinizdir

buda bir bakış açısı...