Pages

8 Temmuz 2018

0 Dikkat Deli Çıkabilir!

Ben tesadüflere inanmıyorum.

Siz inanıyor musunuz?

Bence inanmayın. Hayatımıza giren çıkan, dokunan, yerle bir eden her insanın ve/ve ya olayın bir nedeni olduğunu artık eşek değilseniz anlayın.

Hafta sonları kütüphanenin daha farklı bir kalabalığı oluyor: geneli tez/makale için uğraşan/araştırma yapan insanlardan oluşuyor. İki haftadır bir kadınla karşılaşıyorum. Eriklerimden ikram ediyorum. Kahve içiyoruz. Bana bol bol gülüyor. Sonra belirli aralıklarla ABD'YE GİTMEYİ DÜŞÜN! diyor. Çok uzaklar beni korkuturdu hep. Sebebi de klasik " ya bir şey olur da ailemin yanında olamazsam!". Böyle düşünüp durmanın hiç bir yararı olmadığını sonunda anladım. İşleri yavaş yavaş yoluna koyuyorum. Benimde problemim bu: o kadar aceleciyim ki muhakkak ya benden kaynaklı ya da benim dışımda gelişen tuhaflıklar/absürtlükler meydana geliyor. Bende erik yiyerek sıcakta yanan ayaklarıma bakıp düşünüyorum: "Nerede yanlış yaptım?" Yeni yeni anlıyorum kimi durumlar siz ne yaparsanız yapın olması gerektiğinin ötesine geçemiyor. Kadercilik değil bu, hayır(ki öyle de olsa bir mahsuru yok) daha ziyade hayatın akışına daha pozitif bakmaya başlamak diyebiliriz. Benim en ihtiyacım olan şey de buydu. Bir kadın olarak hayatı "rahat bırakmayı/akışında yaşamayı" öğreniyorum.

Her şeyi sorgulamaya programlı zihnimi kendisi için tehdit olarak gören insanlara mesela, kendimi anlatmak zorunda hissetmiyorum. Benim zihnim de böyle meraklı, karışık, heyecanlı! Birilerinin sizi anlaması ve mutlu emesi hoş şeyler, fakat zaruriyet halinde olmaması gereken olgular. Önce birey kendini var edebilmeli. Önce tüm varoluşsal sorgulamalarını, hesaplaşmalarını, yüzleşmelerini cesaretle ivmelendirmeli. Sonrası?

O da başka yazıya kalsın.

Erik ağaçlarını sevin, dutlara basmayın, sivrisinekleri beslemeyin! Ay ne olur çirkin ayaklarınızla açık ayakkabı giymeyin vallahi kusucam. Gidin bir dondurma yiyin dondurmacıya da benden selam söyleyin!(Sizi sofistike insanlar tanıyor olabilir. Beni dondurmacılar bir de sokak kedileri tanır!)

5 Temmuz 2018

0 Bi' Dur!

"Şimdi Bırakırsan, ileride çok pişman olursun!"

Geçen haftaların özeti buydu. Bıraktım mı? Hayır. Asla. Her şeyi tek tek tırnaklarımla kazımam gerektiğini biliyorum artık.


Bugün uzun süre sonra tek başıma sokaklara karıştım. Sevdiğim sahafları, ufak dükkanları gezdim. Ayaklarım kopacak gibi olana kadar yürüdüm. Her zamanki gibi iyi geldi. Oturup insanları izledim sokağı dinledim. Hiç bir şey yapmadan, düşünmeden, acele etmeden, bir yere yetişmeye çalışmadan...

Hafta sonlanmaya yaklaşmışken Jlo'nun yeni çıkan şarkısını paylaşmamak olmaz. Bu yazın şarkısı ilan ediyorum kendisini:


19 Haziran 2018

0 Söylemek İstediklerim

"Aklındayım biliyorum.
Aklımda olduğunu da sen bil.
Bir rüzgar esiyor, büyük gri bulutlar ardından şimşekler yarıyor gökyüzünü sanırsın şafak vakti,  duyuluyor göğün gürültüsü.Damlalar iniyor peşi sıra... Zamansız bir Haziran yağmurunun tüm damlaları kadar özlemin. Aynı sayfalarda gezindiğimizi adımlarım arkandan gelirken seziyorum. Sessizlik oluyor.Yağmur duruyor aynı beklenmezlik ile. Bulutlar aralıklarla süzülmeye başlıyor. Kuş seslerini duyuyorum. Güneş görünüyor. Gülüşünü görmüş gibi seviniyorum. Kalbim sımsıcak. Özledim biliyorsun. Özledim..."


17 Haziran 2018

0 Teyze Olma Sanatı

Çok iddialı oldu!Aslında yalnızca ebeveyn olmak değil birey olabilme işi bir estetik istiyor...Miloş doğduktan sonra hayatımızda pek çok şey değişti. Bir kere artık annemin ve babamın tüm enerjisi dede ve anneanne olmaya odaklandığı için çoğunlukla arada kaynıyorum, ki bu iyi bir şey=)

Yoğunluktan annemler kadar sık göremesem de en geç iki haftada bir günümü ona ayırıyorum. Son bir-bir buçuk aydır ise algıları daha açık ve daha net iletişim kurabiliyor.

Son aylarda hatta belkide şu son iki yılda pek çok olumsuzluğu üst üste yaşadım... Başarısız başvurular tez hocamın ortalarda olmayışı ve tam anlamıyla kaybolmuş hissetmem, sınavlarda yaşadığım ataklar... Basit ama hepsi birbirinin parçası olan olumsuzluklar... İşte öyle bir günde Mila'yı görmenin bana iyi geleceğini düşünerek onunla uzun saatler geçirdim. Sorunları çözemeyince sanırım olay mahallinden bir süreliğine uzaklaşmak yapılabilecek en akıl karı çözümlerden biri... Karşıma oturdu(artık desteksiz oturabiliyor!) ve dikkatlice yüzüme bakmaya başladı. Sonra ellerinden birini bana doğru uzattı. Ben de yüzüne daha fazla yaklaştım. Saçlarımı tuttu yüzümü sevdi ve gözlerimin içine gülerek baktı... Büyümek ne zor... Yalnızca katı bir gıdayı bile yiyebilmek, adım adım yürümeyi, hece hece konuşmayı öğrenmek, İlk kez kedi görmek mesela şaşkınlıktan ölmek... Yürümeye çalışırken düşüp durmak düşüp durmak düşüp durmak... Sonra bir sabah kusursuzca o adımları atmak! Üstelik tüm bunları yaparken evrenle müthiş bir iletişim halinde kalmak... İşte gerçek bir mucize... Hakiki bir sevgi... Yaşlanıyorum galiba!

Şarkı mı?

Bruno Mars'ın hastasıyız.


28 Mayıs 2018

0 Uzaktan Seviyorum Seni

Ne güzel yazmış  Cemal Süreya;


"Öyle uzaktan seviyorum seni;
Sana söylemek istediğim her kelimeyi,
Dilimde parçalayarak seviyorum.
Damla damla dökülürken kelimelerim,
Masum beyaz bir kağıtta seviyorum.''

Havalar Londra'dan hallice olunca, elim şiir kitaplarına gidiverdi. Uzak kalmışız çoktandır, ne yazık!


Gri haftaya tatlı bir şarkı bırakalım da isteyen gelip dinleyiversin...


23 Mayıs 2018

0 Gece Gece

Çok korkuyoruz. Olur da biri- sevmediğimiz biri- "seni seviyorum" derse ne deriz diye.

Hey Yarabbi! Ne korkuyoruz! Olur da biri - sevdiğimiz biri- "seni seviyorum" derse ve biz de "seni seviyorum" diye cevaplarsak şımarıp da bir daha böyle dillenmez diye!

Korkudan ölüyoruz. Olur da biri - münasebetsiz bir zaman diliminde çıkıp gelen biri- "seni seviyorum" derse "seni seviyorum" diyemeyeceğimiz için "seni sevmiyorum" demiş gibi anlaşılacağız diye...

"Seni seviyorum" demeyince sevilmiyor mu? Veyahut böyle söyleyince "çok bir tamam" mı oluyor? Yok , olmuyor. Bu; cümle, dil, ses, yüklem, özne vesaire değil... En sevdiğin şeyden vazgeçmek mesela... Mutlu olsun diye susmak... Sevdiği albümü imzalatıp ellerine bırakmak, sonra şaşkın sevincini "seni seviyorum" diye koklamak...

Peki ben "devlet, kimlik, özne, Baumann, Habermas" derken buraya nasıl geldim? Şuan sahiden çok korkuyorum!

Bu da gece delilerine gelsin: