Pages

27 Temmuz 2018

0 Açılın Ben Akademisyenim!

Geçenlerde siteye asker emeklisi bir bey ile eşi taşındılar. Tatlı ve konuşkan insanlar. İlkokula giden bir de oğulları var. Bir akşam bir bağırış gürültü kıyamet koptu dışarıda. Sitede uzun yıllardır oturan bir komşumuzun kızı çocuklarıyla birlikte annesini ziyarete gelmiş Bu sırada mevzu bahis çocuklar arabaların park ettiği yerde toplarıyla oynayıp arabalara top atıyorlarmış. Bizim yeni taşınan komşunun eşi de otoparkta oynamamalarını rica etmiş. İşte tüm küfürlü bağrışlı kargaşanın sebebi bu. Çocukların anneleri en son şöyle bağırıyordu: "sen benim kim olduğumu biliyor musun? Profesörüm ben Profesör!(hayır değil! kıytırık bir yüksek okulda araştırma görevlisi üstelik kocası sayesinde girdiğini kendi ağzıyla dinlemişliğimiz var!) senin araban kaç bin TL! Mercedesim var benim! Ne olmuş top geldiyse!"

Hakikaten bunları söyleyiverdi bu hanımefendi. Bu durum yalnızca az önce bahsettiğim hanımefendiyle sınırlı değil. Örneğin ODTÜ'de okuyanların da çoğunda bu sendrom var: biz ODTÜ'lüyüz! EE, so what yani??

Özel okulda okuyanlar içinde bilhassa Bilkent'li ya da Koç'lu olmak "bir havalara girme" sebebi.

Mesleki olarak da Avukat olanların çoğunda bu durum söz konusu Alakasız yerde alakasız şekilde illa avukat olduğunu herkese duyurma çabası. Tanışıyorsunuz mesela: " Merhaba, ben Ekrem. Avukatım."

Bu egolarınızdan, kendinizi övme çabanızdan, narsist kişilik bozukluğunuzdan bana gına geldi. Bu kadar önemsemeyin kendinizi. Bir de bunların " ben çok mütevaziyim" havalarında olup sürekli kendilerini övenleri var: " ben ilkokulda şöyleydim ehe bütün sınavlara girdim ehe ben her şeyi olabilirim avukat oldum. tek rakibim Baro başkanı"(yeni mezun stajyer avukata bak seeeen!)

Her konu hakkında bir söyleyeceği de oluyor bunların. Çok konuşuyorlar ve baş ağrıtıyorlar. Ben artık çoğu zaman böyle insanlar için çenemi yormuyorum. En cahil olduğu konuda bile bir insan nasıl karşısındakiyle iddialaşabilir! Eğer söz konusu tahriklerine cevap vermezseniz sizi " tartışmayı bilmemek ile" suçlayabilirler. Her sözleri olayları abartarak son buluyor. Diyelim ki bir yerde çalıştılar: " Aslında orada ki bilmem ne isimli olaya benim adımı verdiler!" WTF! "Aslında beni şuradan da istediler, ben gitmedim!"


Bu tarz insanlara karşı neden bir bariyer koyduğumu ve neden sürekli her şeyin başa döndüğünü anladım: ben bu gibi insanların yüksek egolarına, her şeyi ben yaparım havalarına tahammül edemiyorum.

Ne diyelim, böyleyken böyle.


Not: Düşündüm de tüm olumsuzlukları, zıtlıkları, hatta kabul edilmesine imkan olmayan durumları dahi kabul ettiğimiz kişiler oluyor ya: tek sebebi o insanın ruhuna olan bağımlılığımız. Ya da adına her ne demek isterseniz o olsun. Benim gibi sabırsızları bile yıllarca bekletebilecek tek şey de bu.




Bu şarkı ellerini sevdiğiniz insanlara gelsin...

19 Temmuz 2018

0 Gelinin En Yakın Arkadaşı

Ecnebilerin nedime geleneği son yıllarda Türk kızları tarafından pek ilgi gören bir gelenek oldu. Yalnız yüksek gelir grubuna mensup sosyetik camianın değil hemen hemen pek çok gelin olmuş giden genç kız en samimi arkadaşlarına"benim bridesmadei'm olur musun?" diye sormakta.

Bu soru yakın zaman da evlenecek olana çok sevgili arkadaşım Aslı'dan gelince, adeta evlilik teklifi alıp tek taş görmüş bir evlilik meraklısı edasıyla(laf aramızda tek taş yüzük hiç sevmem!) "EVET!" dedim. Aslı'yı pek severim. Hatta yıllar geçse de hiç bir sorun olmadan samimiyetimi koruyabildiğim ender insanlardan olduğunu söylersem ne denli kıymetli biri olduğunu anlarsınız herhalde!







Tabii düğünü yaklaştıkça elbise bulmak için avmler, İnternet siteleri, dergi kapakları gezip dururken  beynim kazana döndü. Şimdi sorumuz şu: Seda Sayan'a  dönmeden bir düğüne gitmek mümkün mü yoksa değil mi? Anladığım kadarıyla şayet cebinizde elbisenize harcayacak 15-20 bin TL paranız yoksa allı güllü, simli, pullu, taşlı ooooh her bir yanı yanarlı dönerli, dekolteli elbiselere mecbursunuz. Peki ben öyle bir elbise giyer miyim? ASLA! Bu elbise mevzusu hakikaten çok sıkıcı. En iyi çözüm yabancı sitelerden Türkiye'ye elbise istemek. Hala bilmeyenleriniz varsa: asos, net-a-porter ve topshop en beğendiklerim arasında.



Neyse... Ben en iyisi teze döneyim. Siz de benim için şu kızları izleyin:






















8 Temmuz 2018

0 Dikkat Deli Çıkabilir!

Ben tesadüflere inanmıyorum.

Siz inanıyor musunuz?

Bence inanmayın. Hayatımıza giren çıkan, dokunan, yerle bir eden her insanın ve/ve ya olayın bir nedeni olduğunu artık eşek değilseniz anlayın.

Hafta sonları kütüphanenin daha farklı bir kalabalığı oluyor: geneli tez/makale için uğraşan/araştırma yapan insanlardan oluşuyor. İki haftadır bir kadınla karşılaşıyorum. Eriklerimden ikram ediyorum. Kahve içiyoruz. Bana bol bol gülüyor. Sonra belirli aralıklarla ABD'YE GİTMEYİ DÜŞÜN! diyor. Çok uzaklar beni korkuturdu hep. Sebebi de klasik " ya bir şey olur da ailemin yanında olamazsam!". Böyle düşünüp durmanın hiç bir yararı olmadığını sonunda anladım. İşleri yavaş yavaş yoluna koyuyorum. Benimde problemim bu: o kadar aceleciyim ki muhakkak ya benden kaynaklı ya da benim dışımda gelişen tuhaflıklar/absürtlükler meydana geliyor. Bende erik yiyerek sıcakta yanan ayaklarıma bakıp düşünüyorum: "Nerede yanlış yaptım?" Yeni yeni anlıyorum kimi durumlar siz ne yaparsanız yapın olması gerektiğinin ötesine geçemiyor. Kadercilik değil bu, hayır(ki öyle de olsa bir mahsuru yok) daha ziyade hayatın akışına daha pozitif bakmaya başlamak diyebiliriz. Benim en ihtiyacım olan şey de buydu. Bir kadın olarak hayatı "rahat bırakmayı/akışında yaşamayı" öğreniyorum.

Her şeyi sorgulamaya programlı zihnimi kendisi için tehdit olarak gören insanlara mesela, kendimi anlatmak zorunda hissetmiyorum. Benim zihnim de böyle meraklı, karışık, heyecanlı! Birilerinin sizi anlaması ve mutlu emesi hoş şeyler, fakat zaruriyet halinde olmaması gereken olgular. Önce birey kendini var edebilmeli. Önce tüm varoluşsal sorgulamalarını, hesaplaşmalarını, yüzleşmelerini cesaretle ivmelendirmeli. Sonrası?

O da başka yazıya kalsın.

Erik ağaçlarını sevin, dutlara basmayın, sivrisinekleri beslemeyin! Ay ne olur çirkin ayaklarınızla açık ayakkabı giymeyin vallahi kusucam. Gidin bir dondurma yiyin dondurmacıya da benden selam söyleyin!(Sizi sofistike insanlar tanıyor olabilir. Beni dondurmacılar bir de sokak kedileri tanır!)

5 Temmuz 2018

0 Bi' Dur!

"Şimdi Bırakırsan, ileride çok pişman olursun!"

Geçen haftaların özeti buydu. Bıraktım mı? Hayır. Asla. Her şeyi tek tek tırnaklarımla kazımam gerektiğini biliyorum artık.


Bugün uzun süre sonra tek başıma sokaklara karıştım. Sevdiğim sahafları, ufak dükkanları gezdim. Ayaklarım kopacak gibi olana kadar yürüdüm. Her zamanki gibi iyi geldi. Oturup insanları izledim sokağı dinledim. Hiç bir şey yapmadan, düşünmeden, acele etmeden, bir yere yetişmeye çalışmadan...

Hafta sonlanmaya yaklaşmışken Jlo'nun yeni çıkan şarkısını paylaşmamak olmaz. Bu yazın şarkısı ilan ediyorum kendisini:


19 Haziran 2018

0 Söylemek İstediklerim

"Aklındayım biliyorum.
Aklımda olduğunu da sen bil.
Bir rüzgar esiyor, büyük gri bulutlar ardından şimşekler yarıyor gökyüzünü sanırsın şafak vakti,  duyuluyor göğün gürültüsü.Damlalar iniyor peşi sıra... Zamansız bir Haziran yağmurunun tüm damlaları kadar özlemin. Aynı sayfalarda gezindiğimizi adımlarım arkandan gelirken seziyorum. Sessizlik oluyor.Yağmur duruyor aynı beklenmezlik ile. Bulutlar aralıklarla süzülmeye başlıyor. Kuş seslerini duyuyorum. Güneş görünüyor. Gülüşünü görmüş gibi seviniyorum. Kalbim sımsıcak. Özledim biliyorsun. Özledim..."


17 Haziran 2018

0 Teyze Olma Sanatı

Çok iddialı oldu!Aslında yalnızca ebeveyn olmak değil birey olabilme işi bir estetik istiyor...Miloş doğduktan sonra hayatımızda pek çok şey değişti. Bir kere artık annemin ve babamın tüm enerjisi dede ve anneanne olmaya odaklandığı için çoğunlukla arada kaynıyorum, ki bu iyi bir şey=)

Yoğunluktan annemler kadar sık göremesem de en geç iki haftada bir günümü ona ayırıyorum. Son bir-bir buçuk aydır ise algıları daha açık ve daha net iletişim kurabiliyor.

Son aylarda hatta belkide şu son iki yılda pek çok olumsuzluğu üst üste yaşadım... Başarısız başvurular tez hocamın ortalarda olmayışı ve tam anlamıyla kaybolmuş hissetmem, sınavlarda yaşadığım ataklar... Basit ama hepsi birbirinin parçası olan olumsuzluklar... İşte öyle bir günde Mila'yı görmenin bana iyi geleceğini düşünerek onunla uzun saatler geçirdim. Sorunları çözemeyince sanırım olay mahallinden bir süreliğine uzaklaşmak yapılabilecek en akıl karı çözümlerden biri... Karşıma oturdu(artık desteksiz oturabiliyor!) ve dikkatlice yüzüme bakmaya başladı. Sonra ellerinden birini bana doğru uzattı. Ben de yüzüne daha fazla yaklaştım. Saçlarımı tuttu yüzümü sevdi ve gözlerimin içine gülerek baktı... Büyümek ne zor... Yalnızca katı bir gıdayı bile yiyebilmek, adım adım yürümeyi, hece hece konuşmayı öğrenmek, İlk kez kedi görmek mesela şaşkınlıktan ölmek... Yürümeye çalışırken düşüp durmak düşüp durmak düşüp durmak... Sonra bir sabah kusursuzca o adımları atmak! Üstelik tüm bunları yaparken evrenle müthiş bir iletişim halinde kalmak... İşte gerçek bir mucize... Hakiki bir sevgi... Yaşlanıyorum galiba!

Şarkı mı?

Bruno Mars'ın hastasıyız.