Pages

21 Mart 2017

0 Akışkan

Akışkan Aşk Bauman'ın güzide kitaplarından biridir. Okudukça manyak olurum. Üstelik düşündürür neden akışkan? Niçin illa bu ismi vermek zorunda hissetmiş kendini?

Bünye meraklı olunca, akışkanlar mekaniği araştırmaya okumaya başlar, Leonardo Da Vinci adı geçince de mest olur. OKudukça da kafası karışır sık sık bir bunama ve bunalma ikiliği arasında gidip gelir. Çok acayip şeyler gerçekten. Ama bu ilk değil, bilhassa elektrik mühendislerini pek severim. Yakın arkadaşlarım olmasından mütevellit de sık sık anlattırırım bir şeyler. Çoğunlukla anlamıyorum ama merakım ve ilgim tek tek her şeyi açıklamalarına neden oluyor. Elektrik düzenekleri modellemeler, robotik olayları hatta savunma sanayi... Dinlemeyi pek seviyorum.

Bunları dinlerken aklımdan Habermas, Ranciere, Kant filan geçiyor... Bazen pek bir manasız bazense anlatılan şeylerle alakasız da olsa bağlantılı olduklarını görüp seviniyorum. Mühendislerin dünyası  ilgimi çekiyor ama tıp bir başka... Sık sık Tıp ile ilgli süreli yayınlara bakıyorum. Kafam uçuyor tabiii. Ama bilhassa ilgilendiğim alan psikiyatri..

Geçen hafta tez hocamla hasbıhal içinde iken, kendisi birden:

"Doktora yapacaksın değil mi?" dedi

"Yani, istiyorum..." gibi bir şeyler mırıldandım. Sesim içeri kaçtı.

"Yapmalısın. Yap sen, ne çalışacaksın peki var mı aklında bir şeyler?" dedi.


O an oracığa düşesim geldi. İnsan kariyerine zihnine hayretler içerisinde kaldığı figürlerden bu lafları işitince mutlu oluyormuş. Hele benim gibi mutsuz etmenin mutlu etmek kadar kolay olduğu insanlar için çok daha önemli.

Belirsizlikler hayatımın her alanında süreklilik kazanmış durumda. Bu durumu avantaja nasıl çevirebilirim diye sorup duruyorum kendime...

Şimdilik elimizde olanlarla yola devam... İnanmak ve çaba, dibe batmışlığı su yüzeyine çıkaran iki ana tema. Akışkan günlere!

Hadi bu şarkı bura da dursun. Siz de güzel bir şeyler okumayı ihmal etmeyin ve benim gibi hasta olup durmayın!







15 Mart 2017

0 Bu da Benim Hayalim

Leyla'

 Çok seviyorum bu ismi. O yüzden adı Leyla olsun istedim.

İnsanların geldiğinde mutlu oldukları bir yaşam alanı... Hem bir coffee shop hem de bir aşk dükkanı. İçinde kendi tasarımlarımı sattığım bir dükkan bölümü, öte duvar da ziyaretçilerin getirip bıraktığı kitaplar, hemen karşısında Dünya'nın bin bir yerinden toplanmış nesneler. Her hafta dükkanın orta yerinde devasa bir çiçek buketi. Bazen papatya, gül, nergis ve hanımeli, duvarlarda hep değişen yeni yepyeni yeni yetme sanatçıların fırça darbeleri, her ayın teması farklı bir dize, mısra, belki replik en unutulmaz filmlerden hatırlanan tuğlalar üzerinde yükselen kelimeler, içerisi çikolata kahve ve aşk koksun, en ilginç kısmı bir defter olsun isteyen yazsın isteyen okusun... Aşıklar eski resimleri mektupları hikayeleri cam kavanozlara bıraksın. Orası evimiz olsun. Orası gelen herkesin çıkmak istemeyeceği kadar benimsediği samimi bir ev olsun.

Öyle bir ev ki insanların yaşadıklarının sorumluluklarını alabildikleri, dinlenmeyi durulmayı, okur gibi yapmayı, yudum yudum hayatı,gülümsetmeyi gülümsemeyi hedefledikleri bir ev... Ve yanında kahve ve çikolatalı tarifler...

Bu benim hayalim...

Sonra sattığım her ayakkabı, bir yoksul çocuğun ayakkabısını hediye etsin de isterim...

İsmi bile hazır işte...

Daha çok teferruat var zihnimde, duvarlar zemin aydınlatma... Çok düşünülmüş gibi durmayan bire bir uyumlu değil ama karmaşada bütünlüğü saklayan...

Mutlu bir cafe- ev!



Bugün de şarkı olmasın.

14 Mart 2017

0 Filan

Milli Kütüphane'den nefret ettiğime karar verdim. Aslında binanın kendisiyle bire bir sıkıntım yok. Sıkıntı lüzumsuz kalabalıkta- piyasa yapmaya gelen tuhaf tipler, ders çalışma amacıyla gelip dışarı da 3 saat sigara içenler, yüksek sesle konuşan gerizekalıları saymıyorum- Byle bir düzenleme fikri var mı bilmiyorum ama mevcut milli kütüphane yalnızca araştırmacılar için kullanılan bir alana dönüştürülerek çeşitli sınavlar için çalışan insanlar için çok daha geniş modern ve havalandırması iyi devasa bir bina yapılmalı. Hem insanlar rahat çalışsın hem araştırma yapmak isteyenler faydalansın.Bu ne böyle sıkış tepiş!


Zaten o kadar kalabalık aşırı havasız tozlu ve boğucu bir yerde ders çalışabilitesi olabiliecek bir tip değilim.Sıkıntılı ve tuhaf bir insanım en az hepiniz kadar. Ama ekstra olan hijyen takıntım arşivden çıkan kitaplara dokunurken beni ne hallere soktu bir görün isterdim. Bu yetmezmiş gibi bir de olur olmaz yerlerde karşımda beliren gazeteci tayfası...



Bunlar da artık meslek aşınması olmuş fazla merak, karşısına çıkan herkesi bir deşme dürtüsü bir de bunların kadın versiyonları var Dünya'yı ben yarattım havaları, merhaba desen " Tanrım yine bir insancık ışığıma sevdalandı heyhat!" diye havaya girebilirler her an! Sizi gördükçe neden akademiyi bu kadar iştahla kovaladığımı daha iyi anlıyorum. Allah razı olsun kardeş. Ayrıca ben derse yetişme endişesiyle harıl harıl sahifelerde koşturup duruken, gelip gidip incelediğim eserlere " Bir bakabilir miyim? Çok ilgimi çekti de gerçekten çok ilginç bir şeyler araştırıyor gibi görünüyosunuz...." vs vs vs laflarıyla dikkatimi değil asabiyetimi çekiyorsunuz. İş üstündeyken oyalanmayı hiç sevmeeeeem! 



Delisi 1 Değil ki buranın. Tam üç beş sahifeyi çektirip tez hocama yetiştirdim mutluluğunu yaşıyordum ki kapıdan orta yaşlı bir bey girdi. Yine aynı terane "elinizdekilere bakabilir miyim?" bak bey amca sen de bak, tüm kütüphaneyi toplayıp toplu gösterim yapalım filan? Hayır sadece baksalar yine iyi ben size kimsiniz necisiniz hayırdır burada ne yaparsınız diye sordum mu? hayır! Peki o zaman el yazmaları bölümünde yaptığınız Osmanlıca araştırmadan arşivciliğinizden bana ne! Herkes de bir çok mühim biriyim ve derin araştırmaların insanıyım havası... Öfffffffffffff ama... benim gibi tanımadığı insanlarla konuşmayı, yardım etmeyi- sıradan bir kişisel bakım mağazasında gözüme kestirdiğim herkese şak şak yardım edip istedikleri her şeyi bulup birde üzerine hızlı bir bilgi bombardımanı bile yaparım normal şartlar altında- çok seven birini bile darladınız...Ama bu durum hakikaten farklı. Merak edip sorabilirsiniz ama bu kadar uzun uzun vıdı vıdıya gerek var mı? 



Neyse... Ben gidip biraz daha Yoga yapayım. Siz de bu güzide eseri benim için dinleyin:


Yazıyı O'na yazdıklarımdan bir kupleyle bitirelim...

"(...)Ve yitip giderdi bilinmezlik katranında... o aşkın kendisiydi bir kadının göz bebeklerinin en içten gülüşü, tırnak aralarında ki en derin doku, matemin en siyahıydı. O gündüzün karanlığa vuslatıydı..

Yıldızların susuşu bulutların sarmalayışı beni. Sen gidince her yaz başı susayışım çorak iklim dikenleri...gözlerin Sadri Alışık filmine dalıp gitmek gibi... Bütün huysuzluğum özlemekten seni...




7 Mart 2017

0 Fit Kalma Sırlarım

İddia ediyorum blogun en çok tık alan yazısı bu olacak.

Günlük hayatta en sık karşılaştığım soru " Bir şey yiyor musun sen?" "Kaç kilosun?" "Spor yapıyor musun?" vs vs vs

Verdiğim cevaplar sırasıyla:

" Sağlıklı beslenme takıntılıyım, sebze ve balık ağrılık besleniyorum düzenli balık hapı takviyesi, metabolizma hızlandıran bitki karışımları ve kefir tüketiyorum. Az ve sık yemek yiyorum üstelik karşımdakini krize sokacak kadar yavaş. Bol su ve erken saatte 2 yumurtalı kahvaltı olmazsa olmazım. Çikolata ve tatlı saat 5 de yenir, kuru yemiş meyve çantamdan eksik olmaz."

"Kilo değil yağ oranınız önemli. Sağlık kuruluşu ya da spor merkezinde ölçümlerinizi yaptırın neye ihtiyacınız var söylensin."

"Spor salonları ve testosteron kokan ağırlık çalışmaları beni sıkıyor. Yazın yüzmeyi kışın yoga ve pilates yapmayı seviyorum. Hayalim yoga eğitmenliği sertifikası almak. Ama kas oranım şuan için düşük, eskisi gibi aktif değilim".

Bakın bunlar tümüyle olmasa da YALAN! inanmayın bunlara. Zayıf kalmamın tek sebebi çocukken yaşadığım travma da gizli. rahmetli anneanneciğimin beni büyüttüğünü biliyorsunuz artık. Kendisi inanılmaz sevilen bir kadındı her limanda bir kankası her mahalle de bir ahretliği. Birlikte yaptığımız gezmeler de ara ara gittiğimiz evlerden biri Hacı teyze'nin eviydi. Gerçekten hacı mıydı mc rapperlar gibi  mahlası mı kullanıyordu bilemeyeceğim ama kadıncağız inanılmaz şişmandı.Kilodan zor yürür evine her gittiğimizde de bana bir şeyler yedirmeye çalışırdı. Anneannem hemen olaya müdahale eder "o yemez, az yiyor, o sevmez, ona dokunuyor, sen bir kutuya koy da götürelim." derdi. Bu arada anneannem de incecik bir kadın, hayatı boyunca kilo almamış çok hareketli ve sağlıkçı olmasından dolayı da besinler konusunda bilgili biriydi. Hacı Teyze'nin sofra da bilumum börek çörek pasta olunca bana yedirmemek için elinden geleni yapıyor tabi...

Hacı Teyzenin kalbi kırılmasın diye alınan şeyleri kendisi yerdi yerken de bana sürekli aman kızım kilo çok kötü şey, sakın kilo alma çok yeme diyip dururdu.Artık nasıl işlediyse beynime. Bir gün dayanamadım ben de yicem dedim. İlk kez Tavuk göğsü yiyorum. Fakat olayı ilginç ve ilk yapan yalancı tavuk göğsü değil hakiki tavuk göğsü olması. Bilenler bilir hakiki tavuk göğsünün içinde gerçekten de tel tel tavuk eti olur ve ben hala nefret ederim o tatlıdan!

Neyse ben yemeğe başladım bir tuhaf geliyor ama bir yandan da yiyorum. Anneannem tedirgin tedirgin yüzüme baktı tadını sevemediğimi anlayınca " yemek zorunda değilsin Cococum." dedi. o an bir tuhaflık olduğundan emin oldum "Hacı teyze bu ne ?" Tavuk göğsü beğendin dimi, tavuk suyu koymaz şimdikiler ben sütle karıştırıyorum."  " Ama bu tatlı değil miydi?!"  " E tatlıııııı". "Anneanneağğğğ bun da ta vuk var mış ööööööyyyyyyyğğğ"


İşte her şeyin sebebi bu. Oh vallahi anlattım rahatladım. Bu sahne aklıma geldikçe ne iştah kalıyor ne yeme isteği. Üstelik hala gittiğim çoğu ev de doğru düzgün yemek yiyemem. Ne travmalarım var o mahalle de!




ODTÜ 22 Rock festivaline ev sahibeliği yapıyor. Ben tabii hem ot hem sosyal medya yoksunu hem de asosyal biri olunca etraftan duydum bu hafta gerçekleşeceğini de ben Rock namına bir şey göremedim. Bu tabii benim zevksizliğim ve cehaletimden kaynaklıdır da misal Yunanlı "No Clear Mind" grubu... Baya baya Ahu Tuğba içeren sevişme temalı müzik ki bence libido sıfırlar o kadar kötü! Ha derseniz ki uykuya geçiş müziği, o zaman olur.Bu haftanın nefret ettiklerim köşeme kendilerini iliştiriyorum.

Sevdiklerim köşem de akustik albümleriyle Pentagram var. Pentagram ile tanışma hikayem beni ve ablamı hala güldürür. Bir adet abla, küçük kardeş, ve Bilal içeriyor! Olay tümüyle albüm kapakları ile ilgili. Yaratıcılar evet! Ama tabii ki bunu bura da anlatmayacağım! Size ne canım!

Dinlemek için tık tık


4 Mart 2017

0 Bir Kaç Saatlik Fırtına

"Kitabı okurken hep söylendim kendi kendime " Neden K. o kadar yıl bekledi, geldi gördü yandı sustu ufak hatıralarla yetindi onca sene hiç bir şey yapmadan nasıl durabildi?!"

Kitabı okumayı bitirdikten sonra, onunla çetin tartışmalara girdik, kazanamayacağımı bildiğim halde susturamadım kendimi. Oda durmadan, sıkılmadan hatta tüm tahriklerime rağmen sinirlenmeden cevapladı çürüttü ve çekilip odanın bir kenarında dikildi. Hava yine en gri...

Bir şey söylememi bekler gibi oyalandı önce, şakayıkları bıraktı ellerime... En sevdiklerim...

Sonra  " Araf'da kalmak, yitirmeye yeğdir." diyip uyumaya gitti...





 O uyurken yarım bıraktığım mektubu bitirmeye söz verdim, baş ucunda mektupla uyanmayı sever.Ben gidince beni hatırlatır kokumun sindiği mürekkep izleri... Şakayıklar dizlerimde,kalemimden yağdı kelimeler...

"Dışarıda yağmur başladı sevgilim ve kalbimden dökülen damlalara eş ritimleri.
Dışarıda yağmur yağıyor ve karşı penceremde bir kadın ağlıyor.
Şakayıkları ona versem öfkelenir miydin?

Nefesin bir tüy gibi yatağımda,
Sen uyurken gelip fısıldarım rüyana,
Gözlerini benden alıp gitme susmalarını da severim."





3 Mart 2017

0 Normcore

2013 bilemedin 2014 olsun sokaklara düşüşü, normcore akımı modaya "her şeyin altına giyilebilen beyaz sade spor ayakkabı" ile damgasını vurdu. Ardından yüksek bel mom jeansler salaş tshirtler alelade toplanmş salınmış örülmüş saçlar...

Sadelik... Ruhum dinlensin hali...

Uzun uzun yazasım gelmiyor. Sadeliği seviyorum en çok duygu hanemde. Ne kadar sade o kadar sahici ss kuralı benimki bana özgü.

Sinemaya özgü halleri de var tabi... Robert Bresson, Fransız yönetmen hem de ressam... Bir ressamın gözünden dolaşmak sinemayı... Pek bir noir filan... Severim ben siz de izleyin...

Ne olacak bu noir film tutkum?

Bir de Paul Eluard'ın Acının Başkenti kitabı vardı hatta bir de şiiri şöyle bir şeydi:

"Gözlerinin eğrisi dolanıyor yüreğimi
bir raks bir dinginlik çemberi
Zamanın aylası, gece beşiği ve güvenli,
Ve eğer hiçbir şey kalmadıysa aklımda yaşadığımdan 
Gözlerinin her zaman görmediğindendir beni.
Yaprakları günün ve pembe şarabın köpüğü,
Rüzgarın sazları, kokulu gülücükler
Işık dünyasını saran kanatlar,
Gökyüzü ve deniz yüklü gemiler,
Gürültü avcıları ve renk kaynakları.
Tanların kuluçka yatağından doğan kokular
Yıldızların samanı üzerinde yatan
Saflığa bağımlı gün gibi tıpkı

Dünya da bağımlıdır senin tertemiz gözlerine
Ve akar bütün kanım bakışlarında senin."


Havalar ısınıyor, mevsim değişiyor... Ben hala çok seviyorum. Sadece moda değil hayatım, ruhum ve sevdam sadeleşiyor. 

Sevdiğim sen benim her şeyin altına giyebildiğim spor ayakkabımsın!.. Sözlerimle birlikte. Mutlu.


Mutlu hafta sonları herkes!

Bu süper seksi şarkı da benden hem onun için, hem de bu şarkıyı dinleyip de seven herkes için gelsin!