Pages

1 Şubat 2018

2 Yaz Gelmiş Sanki

Bu aralar mevsimler kendini iyice şaşırdı! Ankara ayazından nefret eden 3500 kat giyinen bir insan olarak şikayet etmemem beklenirdi evet. Ama kuraklık yaz sıcağı ve bunaltıcı hava üçlemesini düşününce, içimde bir sıkıntı olmuyor değil! Yaz gelsin istemiyorum mesela bu yıl, ne tuhaf!

Gece gece yine güzel güzel müzikler olunca arka planı tezin, offf dedim nereye kadar ideolojiydi Lacan'dı faşizmdi... Birkaç ay sonra hayatımın en heyecanlı sunumunu yapmak üzere yollara düşeceğim. Şimdilik bu kadarını yazayım, gerçekleşirse devamını uzun uzun anlatırım.

Tüm bu yoğunluk ve karmaşa ikilisine elbette ruhumun karanlığı eşlik ediyor.Gece dinlenilmek üzere en sevdiğim şarkılardan biri geçmişin hatırına buralara konuyor...


22 Ocak 2018

4 Yeniden


Karşılaştığımız da bu şarkı çalsın...

Bu haftanın şarkısı bu olsun. Bu ablanın sesi baya baya iyi. Dinleyin. Dinletin. Ben buldum diye hava atın!


6 Ocak 2018

2 Yılın İlk Şarkısı

Bu şarkıya bayılıyorum! Çok karanlık, seksi ve büyüleyici...



Yeni yıla nasıl girersek öyle mi geçermiş gerçekten? Saçmalık!
Bu arada Ankara Kitap Fuarı'ndan n'aber? Şubattaymış e iyi olmuş bence. Bu sene gitmem şart oldu. Sahaf amcalarıma bir sarılayım.

24 Aralık 2017

2 Ayıklama Mevsimi

Elimde Reich'ın kitle pskolojisi kitabı, arka planda Rossini'm olmasına rağmen huzursuz huzursuz aynı sayfayı 30. kez okuduğumu fark edince, önce Bergman'ın "Sommarnattes Leende" filmini açtım ardından vizyondakilere göz gezdirdim... Sonra birden gözüm takvime ilişti... Aralığın son haftasına girmek üzereyken her yıl yaptığım gibi bir şeyler yazmalıyım dedim, elimde ki ekinezyalı çayımla.

2017...

Sanırım büyüdüğüm yıl oldu. Tabularımı yıktığım, kendi içime döndüğüm, ve tümüyle olmasa da tek başıma pek çok şeyi idare etmeye çalıştığım bir yıldı.

Gidenler kalanlar, tüm iyi niyete rağmen karanlık tarafa geçmeyi seçenler, sürekli para konuşanlar, asla kendine dönüp bakmaya gerek duymayanlar, dedikoducular, tüm derdi kendi çıkarları olanlar, küçük hesaplar peşinde koşanlar,cimriler(cimri insanları hiç sevmediğim gibi sevgide de cimri olduklarını düşünürüm), en önemlisi de samimiyetsizler ... iyi ki varlar. Zira fark etmeden bnim kişisel gelişimime istemeden de olsa katkıları olduğu gibi, beni inciterek daha da güçlenmemi sağladılar. Ve tabiiki istemeden kırdıklarım... Kalbim hep o kırılan parçanın tamiri ile meşgul ruhum hep sevgiyle hatamın tekrarını engeller. Ben yine nasır bağlamayan kalbim, yüksek sevme ability'im ile 2018'i karşılıycam. İçimden bir ses bu senenin pek çok şeyi değiştireceğini söylüyor ve ben değişimleri yaşamak için sabırsızlanıyorum. Mükemmel olmadığımın farkındayım ama derdim hiç bir zaman bir başkasının yüreğini ya da kutsalını zedelemeye uğraşmak olmadı. İnanın böyle yaşamak daha huzurlu ve kolay.

Minicik Mila'm, elimi bırakmayan dostlarım ve beni benden çok düşünen hocadan, danışmandan öte yürüdüğüm yolu güzelleştirenlerim iyi ki varlar... Yeni yıldan beklentim; çok çalışmam gereken bu süreçte bana manevi ve zihinsel açıdan destekleyici iyi enerjiler getirmesi.

Sevdiklerimizin sağlıkla yanımızda olduğu, huzurlu mutlu günlere...

(Bu kez aşk dilemiyorum. Onun yerine anneannemin öğüdünü hatırla(t)makla yetiniyorum; canınızı yaksalar da can yakmayın ve sevmekten hiç vazgeçmeyin.)

Bu da 2017 yılının son şarkısı olsun:

30 Kasım 2017

0 Kısa Kısa

 Mühim bağlantılar kesilmiş gibi oluyor bazen hayatta. Attığınız adımları neden ne için ne yöne attığınızı bilmeden esasen pek de yol alamadan tabiri caizse ağır aksak yürüyorsunuz yolların asfalt, patika, çamurlu çakıllı toprak, engebeli dağ bayır oluşu yolunuzun üzerinde karşılaştığınız hanlar hamamlar odalar obalar iki kelam ettiğiniz gezginler  yerleşikler sahtekarlar, meczuplar şeytanlar ve masumlardan sonra mı alacaksınız o derin nefesi?

Miloş sonunda hastahaneden çıkıp evine geldi. Prematüre doğduğu için küçük tatlı yatağına gelmesi haftalar sürdü. Herkes onu pek merak etti çabuk gelsin diye dualar etti. Şükürler olsun ki anne ve babacığının kucağında yuvasına geldi. Dilerim tüm bebekler ailelerine sağlıkla kavuşsun ve kimse bu gibi sıkıntılar yaşamasın.Tümüyle çaresiz kalmak çok yıpratıcı... Aylardır beklediğim kavuşma tanışma anını böylece ben de yaşamış oldum. Çok güzel çok minik ve çok tatlı bir kız. Her gördüğümde ağlıyorum ve kucağımdan bırakamıyorum. Zaten çocukları çok seven bir insandım hep böyleydi bu, şimdi iyice bağımlısı oldum. Bir gün görmemeye bile tahammül edemiyorum. Teyze olmak çok güzelmiş! Üstelik çok sevgili hocamın da yakın tarihlerde bir kız evladı daha oldu böylece tez de gümbürtüye gelirken odak noktamızın dağılışı da ortak sebeplere dayanmış oldu! Ama sağlık mevzu bahis olunca hiç bir şey umurunuzda olmuyormuş. Bunu da bir kez daha hatırlamış oldum.

Hayatın bazen durağanlaştığı bazen ise her şeyin üst üste gelip hiç birine yetişemediğiniz zamanları olur. Her birimiz yaşamışızdır bu durumu. Tuhaf olan şu ki son birkaç aydır bu iki durumun iç içe geçmiş olması...Hem hiç bir şey akmıyor gibi hem de her şey o denli yoğun ki... Yapmam gereken sayısız şey ve ben hiç birine yetişemiyorum. Bazen sadece uyumak isterseniz ama uyumayıda bir türlü beceremezsiniz ya...

Geçen yıl ölümden dönünce çok sevdiğim bir akıl hocam dedi ki " Henüz yapacakların bitmemiş, bu ilahi bir işaret!"
Bugün kongrede önümde oturan adamın saçlarını ona benzettim... Henüz dedim yaşayacaklarım bitmemiştir belki göreceğim yeni şeyler vardır. Ayağa kalkmaya yeltenince o olmadığını fark ettim aynı anda hem müthiş bir rahatlama hemde derin bir hüzün çöktü kalbime... Bu kadar çok sevmeseydim daha kolay olurdu belki, yine de her şeye rağmen iyi ki diyorum anımsadıkça...

Geçtiğimiz günlerde yaz aylarında tanışma gafletine düştüğüm bir hocanın sözlerini bana anımsatan bir olay yaşadım. Yazılarını takip edip tanışmak istediğim isimlerden biriydi. Fakat beklenenin aksini verdi. Ben kimsenin ne büyük laflarla hak etmediğim bir yere beni getirmesini ne de daha beni hiç tanımadan hadsizce akademiyi bırakmamı tavsiye etmesini istiyorum. Bir sempozyumda davetli konuşmacılardan birine ardı ardına sorular sıralayınca konuşmasının bitiminde beni durdurup biraz beklememi istedi. Gayri ihtiyari bekledim. Hakkımda kısa bir öz geçmiş taraması yaptıktan sonra kartını uzatıp "doktorada beni ara asistanım yapacağım seni" deyip gitti! Daha beni hiç tanımadan akademiyi bırak diyen hoca ile yine beni hiç tanımadan asistanlık teklif eden daha doğrusu vaat eden hoca arasında bir fark görmüyorum. Üzgünüm ama bu gibi insanları akademisyen olarak da göremiyorum. Yazdıkları kitaplarda hiç bir argüman olmayan, kimlerin vasıtasıyla profesör unvanı kazandığı ayan beyan ortada olan, emek ve vicdan yoksunlarına ise hiç bir şey diyemiyorum.
Bir derginin yayın kurulunda düzeltme görevini üstlenen asistan arkadaşım tanınmış bir sosyoloğun makalesinde açık hatalar bulduğunu(tesadüfen kendisinin tez konusu üzerine olunca) bunu da jüriye bildirdiğini anlattı. Sonuç: yazı yayımlanmış hatalı bilgi içerdiği halde üstelik Leviathan'ı okumuş (unutmuşsa da ilgili sayfasını açsa bunu kolaylıkla teyit debilecek herkes-özetle okumayı sökmüş her kişi- ) herkes tarafından bariz olarak algılanabilecek bir yanlışla o makale basılmış... Sebep: derginin sayısı için acil makale gerekiyormuş ve jüri zaten durumun farkındaymış...Gerçek olabilir mi bunlar? Lütfen olmasın!

Akademinin yozlaşmışlığı ile ilgili ahkam kesemeyecek kadar tecrübesiz, noksan ve toyum... Sadece bir şeyler böyle olmamalı sanki hissiyatı oluşuyor hep içimde, tüm bunlara şahit oldukça... Ha birde ilham aldığım akademisyenlere benzemek için daha çok okuyorum daha çok aşık oluyorum bu mesleğe...,

Sanırım platonik aşk ben de bağımlılık yaptı. Beni sevmeyen her şeyi sevesim geliyor:)

Bu da Şarkı:





18 Kasım 2017

0 13.11

Saat gece yarısını geçmişti. Bir türlü uyuyamıyor, dönüp durduğu yatakta zihnindekilerle boğuşuyordu...

Yandaki komodinin üzerinde duran radyolu saate baktı. 03:27...

"-Beni rahatsız ediyorsun!"
"-Rahatsız mı ediyorum? İyi ama beni görmüyorsun bile!"
"-İyi ya işte, görsem kim bilir nasıl rahatsız olacağım!"

kalktı üşüyen ayaklarıyla soğumuş parkelere bastı, yanında ki uyanmasın diye parmak ucunda çıktı odadan. Yazmalıydı herhangi bir şey... Belki okumalıydı bilmiyordu işte. Sadece zamanı geçirecek ve şanslıysa da uykusunu getirecek bir şeylere ihtiyacı vardı...

"Çok mu kırdım onu?" diye düşünmek istedi, ama bunu sorgulayamayacak kadar yorgundu... Zaten aylardır hep yorgundu, rüyaları yarım uykuları bölük pörçüktü...

Aylar sonra ki karşılaşmalarını kurguladı kafasında... Zayıflamış mıydı? Üzüntüden hasta olmuş olabilir miydi? Sanki başka bir derdi de vardı ama bundan ona neydi?!

Tam su içmek için mutfağa doğru yönelmişti ki, uzaklardan biryerlerden bir gitar sesi duyulur gibi oldu. Yanılıyor muydu? "Yok canım" dedi bu saatte! Pencereye yaklaştı sokak lambasının ışığına dalar gibiydi. Sonra gözü karşıdaki apartmanın penceresine takıldı...

Pervazları ardına dek açılan pencereden rüzgara karşı savruluyordu perdeler... İçeride yanan mumların ışığında dans eden bir kadın gördü...Bakakaldı... Upuzun saçları...Gözlerini yumdu derin bir nefes aldı. "Sakinleş" dedi "sakinleş, bırak artık hayaletleri". Gözlerini yeniden açtığında gördüğünü sandığı silüet yok oldu. Mumların ışıkları titreşmiyordu artık. Müzik susmuştu. Perdeler kımıldamıyordu. Sokak lambasının ışığı solmuştu. Hava ağırlaşmıştı sanki. Gökyüzü dar bir tavandı. Hemen masanın üzerinde duran gazete kağıdını aldı, yarısı çözülmüş bulmacanın yan kenarına tepesi ısırılmaktan yamulmuş tükenmez kalemle yazmaya koyuldu:

"Sevgilim, hatırlıyorum o günü
Ellerini tuttuğum ilk günü
Sen korkar gibiydin belli belirsiz sıkarken elimi

Sevgilim hatırlıyorum o günü,
bana sıkı sıkı sarıldığın ilk günü
Sen titrer gibiydin ürkek bir çocuk gibi

Sevgilim hatırlıyorum o günü
Boynuma bıraktığın ufak buseyi
Sen solup gitmiş gibiydin, suskunluğumdan"